Erbakan, 28 Şubat ve Sathı Müdafaa Zamanı - Fehmi Çalmuk

Erbakan, 28 Şubat ve Sathı Müdafaa Zamanı


Şair diyor ya; “gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın/ ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum / ben göğsümde aşkı kurşun gibi taşıyorum” geldik yine Şubat ayının sonuna…

Merhum cennet mekan Necmettin Erbakan hocamızın ölüm yıldönümü.... Bir de siyasi tarihimizde onun ismi geçtiği zaman hatırlanacak olan 28 Şubat darbesinin yıldönümü.

İsviçre'nin Basel kentinde 1897'de ilk kez toplanan siyonist kongresi'nin aldığı kararı hayata geçirmesine ramak kala Türkiye'de bir parti  olarak iktidarı çakalların  karnından alırcasına iktidar olan yedi düvele karşı çarpışan ve vuruşa vuruşa Hakkın rahmetine kavuşan Necmettin Erbakan'dan bahsedeceğim bugün.

Fatih Camii'nde alimlerin karşısında diz çöküp ders gören iki arkadaştı Necmettin Erbakan ve Emin Saraç… Şimdi bu Kadim dostluk Rabbim dualarımızı kabul eylesin cennette de devam edecek… Milli Görüş camiasının başı ne zaman sıkışsa, ne zaman bir ihtilaf olsa, ne zaman kaynayan fitre kazanına karşı bir Alim öngörüsü ve kararı lazım gelse merhum Emin Saraç Hoca Efendi oradaydı. Rabbim gani gani rahmet eylesin.

Ali Haydar Efendi ile Hasip Efendi’nin  tasavvufu çizgisinde yetişip İstanbul Kültür ocağında şekillenen Prof.Dr. Mümtaz Turhan ve Prof. Dr Oğuz Ümit Arık’ın çizgisinde  Anadolu milliyetçiliği ve kalkınma modelini benimseyen Necmettin Erbakan akademik hayatında da siyasi hayatında da bu iddia vazgeçmedi.

28 Şubat’a Gelen Süreç

Her bahar'ın bir çiçek de geldiğinin farkında olan ve siyasi çizgisini Allah rızasına hizmet olarak koordinatlaştıran Necmettin Erbakan 1991 yılında kurulan kutsal ittifakta yakın zamanda iktidara geleceğini farkındaydı. Eğer emperyalistlerin ve Gladyocu işbirlikçilerin tezgahı olmasaydı SHP yerine Süleyman Demirel'in koalisyon ortağı Refah Partisi olacaktı. Ancak olmadı Türkiye'nin üzerine kabus gibi çöken bölücü terör sorununu Kürt sorunu olarak lanse eden çevrelerin tezgahı da bitmedi, bölge halkına yaşattıkları da bitmedi. İş bir bölgeyle sınırlı kalmadı. 

Türkiye üzerine tezgahları bitmeyecekti. Bir yandan terörü destekleyecekler, diğer yandan siyasi kaos çıkartmak uğruna kurulan siyasi partileri keklik avlar gibi anlayacaklar tabir caizse ateşe benzin dökeceklerdi. Diğer yandan Türkiye'nin müslümanca düşünme ve yaşama öngörüsünü ablukaya almak için çırpınan çevreler 93'ten itibaren merhum Uğur Mumcu'nun suikasta uğraması ile birlikte laiklik kartını devamlı olarak diri tutmaları bile Refah Partisi'nin yürüyüşünü engelleyemeyecekti. Esasen 28 Şubat'ın başlangıcı 1994 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul'dan, Melih Gökçek'in Ankara'dan, Ahmet Bilgin’in Diyarbakır'da Şükrü Karatepe’ nin, Kayseri'de, Şevki Yılmaz'ın Rize'de belediye başkanlıklarını kazanması ile başladı. Erbakan Siyonistlerin elinden iktidarı değil 1997 yılı Büyük İsrail hedefini ellerinden aldı.

Budanan Milli Görüş mü,  Muvahhid Duruş mu?

Erbakan’dan  alınan intikam ağırdır. Kurduğu, büyüttüğü meyve vermeye başlayan Milli Görüş hareketi budanacak, lideri Erbakan siyasi yasaklı olacaktı. O’na göre kader çizgisinde ince bir noktaydı Refah Partisi’nin kapatılması…

Dini cemaatlerin içine sızan Gladyo’nun manda ve himayesinde  Milli Görüş’ün üzerinde yeni planlar konuldu. Olay sıradan “Her partimiz kapatılıyor. Kendimize  çeki düzen vermeliyiz”  diye özetlenen  iktidar beklentisi halinden, duruşundan istikametinden mutlu olmayan gençlerin katılımını sağladı. Kimse iktidar elitlerinin onları PKK’dan daha tehlikeli gördüğüne bakmadı. Değişince kurtulacaklarını, mahallelerinden çıkınca mutlu olacaklarını, onlara benzedikçe “yönetebileceklerini” zannettiler.

Merhum Emin Saraç burada devreye girdi. Bu kadar kazanımları kaybetmemek için  siyasi lisanı da siyasi referansları da değiştirmek gerekiyordu.  Halbuki 1995 seçimlerinde Refah Partisi'nden İstanbul milletvekili adayı olan merhum Aydın Menderes konuşmasını yatmış Erbakan Hoca'yı dinlemeye koyulmuştu. Döndü ve sordu: “Fehmi ne görüyorsun?” Çok kısaca “Aydın ağabeyim Erbakan Hoca frene bastı daha büyük oyla iktidara gelmek istemiyor” dedim. Şaşkınlıkla beni dinledi.

Refah Partisi'ne katılırken söylediği tarihi söz çok önemlidir.

“Yağma yoook … Artık inananlar için vakit geldi. Hakkı yenenler için vakit geldi. Artık şafak doğuyor. 24 Aralık seçimleriyle RP iktidara geliyor. 25 Aralık’tan itibaren, bu ülkede İslam’ın neye uygun olduğu değil, neyin İslam’a uygun olduğunu tartışacağız”

O’na benzer bir ifadeyi de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan söylemişti:

-Benim referansım İslam’dır.

Değişecek olan dil buydu ve Refah Partisi kurmayları referanslarını dönüştürecek muhafazakar demokrasiye doğru uzun bir yolculuğa çıkacaktır. Erdoğan bir bölen olmadı. Necmettin Erbakan’ı kırmadan yeni yol yürüyüşüne destur vermesini istedi. İktidar olacak, istedikleri icraatları teker teker yapacaklardı. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğu günü Erbakan İzmir’de katıldığı bir iftar programında şunu söyleyecekti:

-Abdullah Gül Bey’in  Cumhurbaşkanı olması Milli Görüş’ün bir zaferidir.

Hapse Atılmak İstenen Liderin Hasta Rapor Çilesi

Bu da yetmedi. Onlara “Hocanı da bırak gel” demişti. Her ne kadar Erdoğan buna rıza göstermese de dönemin bakanları ‘yeminli bir Erbakan düşmanı’ olarak Erbakan’ı hapse atabilmek için ellerinden geleni ardına koymadılar. Gel gör ki Necmettin Erbakan Ak Parti’ye kapatma davası açtıklarında yerinde duramamış, toplantı üstüne toplantı yapmış, dönemin Anayasa Mahkemesi üyelerini bile konutuna dost sohbetine çağırıp şöyle demişti:

-Evlatlarımı kimseye yedirtmem…

Vay benim cennetmekan Erbakan Hocam vay…Bu kadar çile çekmesine, eza görmesine rağmen gözlerinin bu kadar dolduğunu O’nu hastane koridorlarında rapor almak için tekerlekli sandalye üzerindeyken gördüm. Erbakan’ı zindana atmadan rahat etmeyeceklerdi. Operasyon Pensilvanya kaynaklı operasyondu. “Hocanın elini kolunu kesin” demişti.

Yapılan suç isnadı RP’nin kayıp trilyon paraları davasıydı. İmzaya yetkili genel muhasip masum Erbakan suçlu idi. Erbakan paradan vuruluyordu. 1994 yılında Bosna paralarının kayıp olduğunu  servis eden Gladyo şimdi RP’nin paraları diyordu.

Hastane koridorları…Millet tir tir titriyor, “bakan beylerden talimat var. Rapor  veremeyiz” diyorlardı.

Bu davanın adanmış kadroları olduğu gibi bu vatanın da, milletinde adanmış kadroları vardı. Erbakan’a oy vermese de, dünya görüşü zıt olsa da karşılarında iki büklüm tekerlik sandalyede oturan adamın adı:

Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dı. O eski Başbakandı…

Erbakan’ı Zindandan Kurtaran Heyet Raporu

Kontroller, tetkikler sürerken utana sıkıla Hocamın huzuruna gelenler bu kağıdı imzalamasını istediler. Kılı kırk yaran, virgülü yerli yerine koyan Necmettin Erbakan okuma gözlükleriyle yazılanları okudu: 

Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Başhekimliğine

Ankara

Uzun süredir kronik böbrek yetmezliği, kronik kalp ve akciğer hastalıkları hipertansiyon, kronik beyin ve romatizma ve eklem rahatsızlıkları nedeniyle sürekli hekim kontrolünde ilaç ve fizik tedavileri olmaktayım.

Hastalıklarım kronik bir süreçte devam etmekte olup sağlığı açısından kat’i hayati tehlike arz etmektedir. Bu durumun sürekli hekim kontrolü ve düzenli ilaç tedavisi gerektirmektedir. Hastalıklar ama ve ilgili süreçlere ilişkin hekimlerinin takip notları laboratuar testleri ve röntgen tetkikleri ekteki kişisel sağlık dosyamda mevcuttur.

 Sağlık durumunun hastaneniz uzman hekimlerince değerlendirilir sağlık kurulu heyetince raporlanmasını arz ederim.17.12.2003

Saygılarımla…

Prof. Dr. Necmettin Erbakan

Hapis cezasını evde çekmesine karar verildi. Mahkumiyet kararını belirten hüküm özeti evlatları tarafından verildi.

Anadolu kıtasını kadar değil dünyayı sırtlayan dev adamı iki oda bir göze hapsettiler. Davasına hakim, evde mahkum bir lider…Beddua etmedi, lanet okumadı…Evlatlarının zulmüne rağmen Ak kadroları yanıtılmış, kandırılmış kadrolar olarak gördü.

Erbakan’ın mahkumiyetin affeden ise 11’ini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül oldu.

Nöbete Yazılan Milli Görüşçüler

Gelinen bu noktada geçmişe bir sünger çekilerek yola revan olmanın, “nerede kalmıştık” demenin zamanı olsa gerek ki “Erbakan Komutan Bizler Askeriz/ Bir Ordu gibiyiz Emir Bekleriz” marşını

dillerinden düşürmeyen   adanmış kadroları yeniden nöbet listesine yazılıyor, görev yerlerine dağıtılıyor. Buradan bakıldığında Milli Görüş’ün hedeflediği mana ikliminin bir parti tüzüğüne, çatısına sığmayacak kadar büyük olduğunun farkına varılmasıdır.  

Her ne olursa olsun nöbet tutan asker karargaha, komutana bakar. Komuta kademesindekiler “metal yorgunluğunu” üstlerine almasa da, değişimi teşkilatlarla sınırlı kalmasını öngörse de 2023 yılında Cumhuriyet’in 100.yılında rövanşı vermemek için dayanacak, yeni bir yol bulacaktır.

28 Şubat, 15 Temmuz hep aynı mahfillerin Türkiye üzerine operasyonlarıdır. Şimdi oturup düşünmemiz gereken veya Türkmen Bey’i Devlet Bahçeli gibi, BBP lideri Destici gibi, Vatan Partisi genel başkanı Perinçek gibi Erdoğan’a değil Türkiye Cumhuriyeti devletinin başına tahkimat yapmak gerekliğidir.

Erdoğan 2023 yılına bir partinin değil milletin adayı olarak gitmenin şimdiden alt yapısını yapmaktadır. Milyonlar onu Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterecek ve imza verecektir.

Bunun için partileri aşmış bulunan seferberlik emri; bir hattın müdafaası değil bütün vatanı satıh kabul eden sathın müdafaasıdır.

Vatan hizmeti için kim bir adım öne çıkarsa başım,  gözüm üstünedir. Böyle görür, düşünür ve yazarım. VESSELAM.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
30Kas

Erdoğan'a Karşı Yeni Cephe

22Kas

Uşaklar, Yumuşaklar, Yavşaklar

16Kas
09Ağs

Er İşi, Şer İşi

02Ağs