Anıl Çeçen'den Baş Döndüren Analizler

Genel Yayın yönetmenimiz Fehmi çalma moderatörlüğünü yaptığı Politik Adan programında konuşan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi kamu hukuku öğretim üyelerinden Profesör Doktor Anıl Çeçen,'den baş döndüren bir dünya analizi yaptı Türkiye'nin NATO'ya karşı veto kartını kullanarak yeni bir askeri darbeyle karşı karşıya geldiğini belirten Anıl çeçene göre Kuzey Makedonya'ya ve Kıbrıs'a musevilerin yerleştirilmesi planları yapılıyor politikadan.com farkı ile baş döndüren analizi sunuyoruz

PAYLAŞ
Youtube Kanalı VİDEO
Politik Adam - iba

 

Politik Adam – Şimdi değerli bir misafirimiz var, bundan 2 ay önce 23 Mart’ta stüdyomuzda konuk etmiştik. Ve gerçekten hocam çok ciddi bir beyin fırtınasıyla, dış politikadaki gelişmeleri, devletler hukuku açısından inanılmaz bir biçimde yaptı. 2 aydır izliyoruz ve harfiyen hocamın dedikleri teker teker çıkıyor. Kimden bahsediyorum gayet iyi biliyorsunuz, Prof. Dr. Anıl Çeçen, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Kamu Hukuku Öğretim Üyesi, hocam hoş geldin

Anıl Çeçen – Hoş bulduk efendim. Bu gece iyi bir yayın ve programda sizinle beraber olmak benim için bir şeref, bunu vurgulamak istiyorum.

TRUMP ’TAN SONRA DEĞİŞEN DENGELERDE, AMERİKA’NIN RUSYA İLE PASLAŞTIĞINI AMA AVRUPA’YI DA HEDEF ALDIĞINI YANİ AVRUPA’YLA ARTIK ESKİSİ GİBİ BİRLİKTE ORTAK HAREKET ETMEYECEĞİNİ, AKSİNE KENDİ DÜNYA HEGEMONYASI İÇERİSİNDE HEM RUSYA İLE DİYALOG İÇİNE GİRDİĞİNİ HEM DE AB’NİN YENİDEN ŞEKİLLENMESİ NOKTASINDA HAREKET ETMEYE BAŞLADIĞINI GÖRÜYORUZ

Politik Adam -Hocam şeref verdiniz, hastanız olmasına rağmen bizi kırmayıp nezaket gösterdiniz, var olun. Şimdi hocam 2 haftayı izleyicilerimiz hem BBN Türk ekranlarından hem de politikadam.com ’un youtube kanalından izleyebilirler, haberlerini okuyabilirler. Hocamın bugün anlattıklarıyla, o gün anlattıklarının birbirini nasıl tamamladığını görebilirler. Şimdi hocam, dünya yeniden şekillenecek, Rusya-Ukrayna savaşı tesadüfen gelmiş, birbirlerine sudan bahanelerle savaş açmış gibi bir durum olmadığını belirtmiştiniz. Ben şunu sormak istiyorum, Rusya-Ukrayna savaşı bir neden sonuç ilişkisi mi hocam?

Anıl Çeçen – Bir neden sonuç ilişkisi, şöyle, biliyorsunuz Amerika 2.Dünya Savaşı’ndan sonra dünya hakimiyetine soyundu. Daha önce İngiltere ve İngiltere’nin Avrupa ortakları dünya hakimiyeti düzenini yürütüyorlardı. Ve Amerika bir tarafta Avrupa’yı rakip olarak görmeye başladı. Öbür tarafta da biliyorsunuz Sovyet Devrimi nedeniyle Rusya’yla zaten karşı karşıyaydı. Ve bir Rusya, Avrupa mukayesesi ortaya çıktı. Trump’ın dönemimden de hatırladığımız kadarıyla, hatırlıyorsunuz Trump NATO’ya karşı çıktı. Avrupa ülkelerinin NATO’yu desteklemediklerini, para vermediklerini söyledi. Hatta Merkel’in üzerine gitti, sen benim düşmanımsın dedi. Ama bu arada da Trump Amerikan Başkanlık makamında otururken, Trump’ın seçim öncesi ve sonrasında Rusya ile kurduğu ilişkiler, ailesinin, damadının ilişkileri gündeme geldi. Ve bu çerçevede gördük ki, önümüzdeki dönemde yani soğuk savaş sonrasında gündeme gelen küreselleşme sürecinin, artık belirli bir noktada durması çerçevesinde, Amerika’nın karşısında şöyle bir dünya oldu. Dört tane büyük var. Çin, Rusya, Avrupa, Amerika, şimdi bu çerçevede baktığımızda, Amerika’nın dünyada iki tane rakibi ve gözüne kestirdiği olduğunu, diğerleriyle de işbirliği yapacağını gördük. Yani burada Amerika, Avrupa Birliği’ni hedef aldı çünkü Avrupa dünyanın eski patronuydu. İngiltere ve Fransa, İspanya, bunlar hep Batı Avrupa ülkeleri sömürgecilerdi ve dünyayı bunlar yönetiyorlardı, sömürüyorlardı. Şimdi Amerika bu noktada Avrupa’yı geçmiş dönemden kalma bir NATO müttefiki olarak değil, aksine dünya hakimiyetinde eski dönemin temsilcisi olarak, bir rakip olarak görmeye başladı. Yani Amerika’nın Avrupa’ya bakış açısı değişti. Önceden komünizm varken demokrasi cephesi diye Avrupa’yla beraberlerdi, NATO’da beraberlerdi. Ama şimdi geldiğimiz noktada, Trump ’tan sonra değişen dengelerde, Amerika’nın Rusya ile paslaştığını ama Avrupa’yı da hedef aldığını yani Avrupa’yla artık eskisi gibi birlikte ortak hareket etmeyeceğini, aksine kendi dünya hegemonyası içerisinde hem Rusya ile diyalog içine girdiğini hem de AB’nin yeniden şekillenmesi noktasında hareket etmeye başladığını görüyoruz. Şimdi bugün geldiğimiz noktada bakın, Rusya’nın Ukrayna seferi iki ayı geçti, çok net bir şekilde Amerika’nın da, Rusya’nın da kesintili hareket ettiklerini, arkadan hareket ettiklerini görüyoruz 

UKRAYNA’YA YÖNELİK SAVAŞ SÜRECİNİN ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE, DOĞU AVRUPA’YA VE BALKANLARA DOĞRU BİR İNİŞE GEÇECEĞİNİ GÖRÜYORUZ..

Politik Adam-Rusya’nın savunma konvansiyonel silah gücü Ukrayna’yla baş edemiyor, onu yenemiyor gibi bir durum yok yani?

Anıl Çeçen-Rusya istese bir gecede Ukrayna’yı yok eder. Amerika’da istese bir gecede dünyayı yok eder. Dünya artık çok ciddi boyutta nükleer silah dengesine oturmuş vaziyette. Şimdi bu çerçevede baktığınız zaman, bu Ukrayna savaşı bir başlıyor, bir duruyor, ertesi gün 200 tane ceset çıkıyor. Yani burada bir istikrarsızlık var, burada açıklanması gereken bir durum var, işte ben bunu Amerika’nın geçmişten gelen çizgisiyle birlikte, dünya hakimiyeti noktasında, Avrupa’yı hedef aldığını, Rusya ile paslaşarak Avrupa’yı bastırmaya çalıştığını, bu noktada Ukrayna’ya yönelik savaş sürecinin önümüzdeki dönemde, Doğu Avrupa’ya ve Balkanlara doğru bir inişe geçeceğini görüyoruz.

RUSYA’NIN SAVAŞ SENARYOSUNA BENZER BİR SENARYOYU ÇİN’İN TAYVAN ÜZERİNDE GÜNDEME GETİRMESİNİ ÖNLEMEK ÜZERE BİDEN’IN KONUŞTUĞUNU GÖRÜYORUZ. 

Politik Adam-Dünyanın bu 4 büyük gücünden biri saydığınız Çin, Rusya’nın Ukrayna saldırısından mı güç aldı da Tayvan’a ilişkin gerekirse işgal edebiliriz, açıklamaları yapıyor?

Anıl Çeçen- Şimdi bu Tayvan meselesi şöyle, biliyorsunuz Ukrayna önceden Rusya’nın sömürgesiydi Sovyetler Birliği döneminde, sonradan Sovyetler dağılınca Ukrayna serbest kaldı. Ukrayna nasıl bir büyük birlikteliğin dağılmasıyla bağımsız olduysa, batılılar özellikle şimdiye kadar bağımsız kalmasını destekledikleri milliyetçi Çin’in, yani komünist Çin’in, büyük Çin’in, küçük Çin’i yutmasını isterken, Amerikalılar önlemek istiyorlar. Bu noktada müdahale edebiliriz, Çin’i karşımıza alabiliriz, gereken önlemleri gündeme getirebiliriz diye Amerikan Başkanı Biden açıkça söyledi. Yani önümüzdeki dönemde Çin’in zaman içerisindeki olayların gelişimi ile birlikte yavaş yavaş milliyetçi Çin denen Tayvan adasını işgal etmeye yöneldiğine dair kamuoyunda beklenti yarattı. Ve gelinen noktada da bugün böyle bir aşamaya gelindiğinde, açıkça Çin’in önünü kesmek üzere yani Rusya’nın savaş senaryosuna benzer bir senaryoyu Çin’in Tayvan üzerinde gündeme getirmesini önlemek üzere Biden’ın konuştuğunu görüyoruz. 

AMERİKA ÇİN’İ ANA HEDEF OLARAK GÖRMÜŞ, AVRUPA’YI ESKİ HEDEF OLARAK KONTROL ALTINDA TUTMAK İSTİYOR, BURADA RUSYA İLE PASLAŞIYORLAR.

Politik Adam – Hocam bu Çin meselesine Büyük Asya projesinde mi geleyim, şimdi mi geleyim? Amerika’nın, Avustralya, Yeni Zelenda ittifakı, Japonya’nın, Hindistan ve Kore ile kurduğu bir savunma paktı, yani Çin’i sıkıştırmaya yönelik bir hamle var.

Anıl Çeçen- Tabi, şimdi bakın Amerika dünya hakimiyeti için eski egemen, hakim olan Avrupa’nın yavaş yavaş dağılmasını sağlıyor bu süreçte ve burada Rusya’dan yararlanıyor. Öbür taraftan da Çin’e savaş açacağının sinyalini veriyor ve Tayvan Cumhuriyetini Çin’in işgal etmesi üzerine savaş kozunu ortaya koyuyor. Yani Amerika Çin’i ana hedef olarak görmüş, Avrupa’yı eski hedef olarak kontrol altında tutmak istiyor, burada Rusya ile paslaşıyorlar. Rusya’nın Çin’le ortak hareket etmesini engelliyorlar, Rusya ile paslaşarak Avrupa’nın üzerine gidiyorlar. Avrupa üzerinden merkezi coğrafyayı yeniden şekillendirme noktasında, Amerika ile Rusya’nın paslaştığını görüyoruz. 
 

AVRUPA ÜLKELERİ ESKİSİ GİBİ, FRANSA’DA BUNU GÖRÜYOR UZ, İNGİLTERE’DE GÖRÜYORUZ, ALMANYA’DA GÖRÜYORUZ, BUNLAR YAVAŞ YAVAŞ ESKİ SÖMÜRGECİLİK DÖNEMLERİNE YÖNELMEK İSTİYORLAR. 

Politik Adam -Şimdi konu Avrupa’ya gelmişken, bu NATO’nun genişlemesi meselesine gelelim. Şimdi Ukrayna NATO’ya girmek istedi. Başvuru yapacak, yapmayacak, alınacak, alınmayacak, birden baktık ki, birdenbire olmadığını siz daha önce söylemiştiniz, Amerika’nın Dedeağaç’a bir gecede binlerce askeri koyması, askeri yığınak yapması, bu savaşın geleceğini gösteriyormuş. Peki, NATO Ukrayna’yı feda mı etti hocam? Bile bile lades mi yaptılar?

Anıl Çeçen –NATO böyle kendi başına, Amerika gibi, İngiltere gibi tek bir devlet değil, NATO’da 30 tane devlet var. Belli bir noktada her kafadan bir ses çıkıyor. Zaten Avrupa’nın dünya hegemonyasında geride kalmasının sebebi de Avrupa’da her kafadan bir ses çıkmasıdır. Bunu demokrasi diye savundular ama sonra devlet yönetiminde istikrarsızlık yarattığı içindir ki Avrupa’da bundan rahatsız olmaya başladı ve Avrupa ülkeleri eskisi gibi, Fransa’da bunu görüyor uz, İngiltere’de görüyoruz, Almanya’da görüyoruz, bunlar yavaş yavaş eski sömürgecilik dönemlerine yönelmek istiyorlar. Eskisi gibi sömürgecilik yaparak, büyük devletlerin Avrupa’yı dağıtmasını, parçalamasını ya da Avrupa’yı tehdit edebilecek bir takım gelişmeleri öne çıkarmalarını engellemek istiyorlar. 

Politik Adam -Şimdi hocam bugün İsveç külliyedeydi, biraz önce İbrahim kalın bir açıklama yaptı. Şimdi Finlandiya ve İsveç, NATO’ya girmek istiyor. Şimdi ne oldu, bir tehdit algılaması mı var bu ülkelerin de durup dururken NATO’ya girmek istiyorlar, yoksa gerçekten kuzeyde, Kuzey Denizi’nde çok ciddi yeraltı kaynakları olduğunu biliyor, bununla ilgili bir bölüşüm kavgası mı var orada? 
Anıl Çeçen -Şimdi bakın, Kuzey Deniz’indeki buzlar eriyor. Buzlar eridikçe okyanuslar yükseliyor, okyanuslar yükseldikçe adalar suyun altında kalıyor. Bakın koskoca Endonezya, 300 milyonluk ülke başkentinin yerini değiştiriyor. Cava adasındaki Cakarta’yı, Endonezya’nın başkentini Borneo’ya taşıyorlar. Çünkü Cava adası suların altında kalmaya başladı. Özellikle Büyük Okyanus ada devletin ki çok ada var orada biliyorsunuz, yavaş yavaş suların altına gömülmesi, kendiliğinden bir göç olayını gündeme getiriyor. Bugün bizim Türkiye’de yaşadığımız göç olayı aslında, o büyük göçün yavaş yavaş gündeme getirilmesinin ön aşaması yani şuan göstermelik bir göç var. 

BEN ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE ESAS GÖÇÜN, BU OKYANUS ADALARININ BATMASI İLE BİRLİKTE ORTAYA ÇIKACAĞINI VE GİDEREK HEM ORTA ASYA’YA Kİ MÜSLÜMANLAR GELECEK DİYE TAHMİN EDİYORUM 

Politik Adam –Yani Suriye’den, Irak’tan, Pakistan’dan filan göçmen alıyoruz da Endonezya’ya kadar gidecek bu herhalde?

Anıl Çeçen –Ben size söyleyeyim, bunu ben Endonezyalılarla da tartışmıştım zamanında, önümüzdeki dönemde sular yükseleceği için, okyanus adaları su altında kalacak. Burada yaşayan, Hıristiyan devlet olarak sadece Filipinler var, Filipinler’in 150-200 milyon nüfusu var. Bildiğim kadarıyla bir Müslüman ülke olarak Endonezya’nın 300 milyon nüfusu var. Şimdi bir de Asya’ya bakın, Asya’nın kuzeyi bomboş, ortası bomboş yani çok büyük alanlarda boşluk var. Ben önümüzdeki dönemde esas göçün, bu okyanus adalarının batması ile birlikte ortaya çıkacağını ve giderek hem Orta Asya’ya ki Müslümanlar gelecek diye tahmin ediyorum yani Malezyalılar ve Endonezyalılar, Orta Asya’ya gelme hazırlığı içindeler. Ama işte Filipinler gibi ve onlara benzeyen özellikle Hıristiyan ülkelerinde bugünkü Rusya’nın kontrolündeki kuzey bölgelerine yönelip, göç hareketlerine gireceklerini görüyorum. İşte bu noktada Amerika, Rusya’yı tek başına bırakmak istemiyor. Rusya ile paslaşarak gelecek dünyanın yapılanması noktasında Rusya’yı yönlendirmeye çalışıyor. Tabi bunlar yavaş yavaş ortaya çıkacak ama geçen programda vurguladığımız şeyi siz tekrar dile getirdiniz, artık Amerika’nın kendi istediği hegemonya düzenini kurma noktasında izlediği politika belli olmuştur. Burada Avrupa’ya karşı Rusya ile paslaşma var, Avrupa’yı dağıtacaklar. Öbür taraftan da AUKUS yani Yeni Zelenda, Avusturalya, İngiltere ve Amerika yani Anglosakson devletlerinin bir araya geldiği bir yapılanmada bugün Avustralya üzerinden yani Güney Çin Denizi ya da Güney Pasifik’ten başlayarak, bütün Çin’i içerisine alacak şekilde bir topyekun savaşı gündeme getireceğini görüyoruz.  Önümüzdeki dönemde eğer savaş metotlarıyla yeni dünya düzeni gerçekleştirilmesi devam edecekse, bunun 2.aşaması Milliyetçi Çin olacaktır. Biden o lafı boşuna etmedi. 

Politik Adam - Hocam şimdi tamam Amerika ekonomi yönünden Çin ekonomisinin gittikçe gelişmesi, endüstriyel olarak, ekonomi olarak güçlenmesi falan bunlar hepsi var. Amerika tehdit listesinin başına Çin’i koymuş. Yeni Zelenda ve Avustralya’ya ne oluyor da Çin’i hedef tahtasına koyuyorlar?

Anıl Çeçen - Avustralya koskoca bir kıta, nüfusu da 40-50 milyona yaklaştı yani orada yeni bir devlet, büyük bir devlet oluşuyor ama tek başına karar verme yeteneğine sahip değil. 

Politik Adam - İngiltere’nin arka bahçesi değil mi?

Anıl Çeçen - E, tabi şimdi İngiltere, Yeni Zelenda, Avustralya bunların içine Hindistan’ı da kattığınız zaman Five Eyes diyorlar. Yani bu beş göz, İngiltere’nin kurmuş olduğu Büyük Britanya İmparatorluğunun parçaları. Yani Amerika, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelenda ve Hindistan. 

Politik Adam - Ama Hindistan bu Rusya-Ukrayna savaşında, Ukrayna’dan değil daha çok Rusya’dan yana gibi.

Anıl Çeçen  -Tabi çünkü Hindistan’ın baş düşmanı Çin. Rusya’nın da baş düşmanı Çin, Çin’e karşı işbirliği yapmak durumundalar ama burada İngiltere’den önce Amerika elinde tuttuğu içindir ki bugün Amerika çok net biçimde Rusya ile paslaşmaktadır, bunu görüyoruz. Bakın dikkat edin, savaş hem var, hem yok, var devam ediyor, her gün bir takım olaylar basına yansıyor. Yok, olay çıkmıyor, dünya panik içerisinde değil ama bu arada 100-200 kişinin cesetleri çıktı, gibi haberler çıkıyor. 

2 MİLYONUN ÜZERİNDE SAVAŞTAN KAÇAN UKRAYNALI, UKRAYNA ÜZERİNDEN TÜRKİYE’YE GELMİŞTİR

Politik Adam –Turizmci arkadaşlar bu rahatsızlığım döneminde arıyorlar, Ukrayna’dan rezervasyon yapmaya başlamış Ukraynalılar, Türkiye’de tatil yapabilmek için. Bu çok ilgimi çekti de,

Anıl Çeçen –Şimdi bakın, son gelişmelerde Türkiye çok cazip bir ülke konumuna geldi. Ruslar, Almanlar, daha önce İngilizler, Ukraynalılar, Polonyalılar, bunlar hep Türkiye’nin güney sahillerine her sene geliyorlar, düzenli olarak. Ama bazen dengeler karışıyor, Amerika Avrupa kavgası veya Avrupa ile bu bölgedeki çekişmeler tırmandığı zaman mesela Alman turistler gelmiyor. Ruslar bırakmıyorlar, Ukrayna ve Rusların hale Türkiye’ye gelmeye devam ettiklerini biliyoruz. Özellikle bu son olaylardan sonra, bu rakam çok kamuoyuna yansımadı ama benim duyduğum bir rakam var, 2 milyonun üzerinde savaştan kaçan Ukraynalı, Ukrayna üzerinden Türkiye’ye gelmiştir. E tabi, bunların Türkiye’de yerleşmeleri ya da başka ülkelere göç etmeleri gibi durumlar ortaya çıkıyor ki bunlar tabi savaş sürecinin birbiri ardına gündeme gelmekte olan olayları olarak görebiliriz. 

GÜNEYDOĞU’DAKİ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN BAZI MAĞARALARINDA SİLAHLAR BULUNMUŞ VE HEPSİNİN ÜZERİNDE İSVEÇ SİLAHI OLDUĞUNA DAİR DAMGA VAR.

Politik Adam – Hocam şimdi bu Finlandiya ve İsveç konusu yarım kalmasın, bu iki ülke de NATO’nun içine girerek, bir savunma şemsiyesi içine girerek, NATO’yu kendini Rusya’ya karşı koruma yapısı olarak mı görüyor? Hani Rusya’ya karşı koruyacak ta, Avrupa değerleri, Avrupa mekanizması sadece Avrupa’dan ibaret değil, orada ki en büyük aktör Amerika, yani birinden kaçarken birilerinin, tabirimi mazur görün, kucağına gidiyormuş gibi bir durum var.

Anıl Çeçen –Şimdi efendim, bu İsveç ve Finlandiya meselesi, yeni mesela değil, eski bir meseledir. Sovyetler Birliği kurulurken, Finlandiya’nın konumu tartışma konusu olmuştur. İsveç’in Avrupa’nın batısında kalması kabul edilmiştir ama Finlandiya daha Asya kökenli bir ülke olduğu içindir ki, Finlandiya bir anlamda Sovyetler Birliği’nin içine dahil edilmiş ama ikiye bölünmüştür. Bugün 1600 km Rusya ile sınır olan kocaman Finlandiya devletinin, yarısı da Rusya’nın içindedir. Yani özellikle Sovyetler Birliği dağılırken, Finlandiya’yı ikiye bölmüşlerdir, yarısını bağımsız yapmışlardır. Yani batı ile Sovyetler Birliği bu şekilde anlaşmıştır, Karelya diye bir devlet kurmuşlardır. Şimdi Rusya’nın içerisinde Finlandiya’nın yarısı olan Karelya Devleti, bir Rus Federasyonunun Cumhuriyeti olarak varlığını sürdürmektedir. Ama yarın Finlandiya NATO’ya girerse, daha da güçlenirse, bu sefer Karelya üzerinde hak iddia etmeye başlayacak çünkü Karellerle, Finlandiyalılar aynı kökenden gelmektedir, aynı kültüre, aynı yapıya sahiptirler. Ve bu çerçevede de 100 yıl önce yani 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, 2 Kutuplu Dünya’ya geçilirken böyle bir anlaşma gündeme gelmiştir. Şimdi tabi Rusya’nın Avrupa’ya yönelik böyle bir hareketi başlatması noktasında, Avrupa Birliği içerisinde ki bunlar daha öncede konuşulmuştu, zaman zaman basına yansımıştı. Avrupa Birliği’nin Rusya’nın içerisindeki Finlandiya olan Karelya Bölgesinde, Rusya’ya karşı bir bağımsızlık savaşını destekleyebileceğini ve bu doğrultuda da Rusya’nın bölünmesi ile ilgili durumun siyasi gündemde öne çıkacağını ifade ediyordu, belirli merkezler. Ama bugün geldiğimiz noktada Finlandiya meselesi tekrar gündeme gelmiştir ama burada Rusya’nın birliği açısından değil, Rusya’nın Ukrayna üzerinden Doğu Avrupa’yı işgali aşamasında Finlandiya gündeme gelmiş ve İsveç’le aynı noktaya düşmüşlerdir. Şimdi biliyorsunuz bugün haberlerde vardı, özellikle Güneydoğu’daki terör örgütünün bazı mağaralarında silahlar bulunmuş ve hepsinin üzerinde İsveç silahı olduğuna dair damga var. Bu İsveç, zamanında bir başbakanı vardı, uluslararası alanda çok önemli çalışmalar yapıyordu ve birden onu yok ettiler. İsterseniz, sizin ekleyeceğiniz bir şey varsa?

Politik Adam –Şimdi şöyle Olof Palme konusunda sizden düşüncenizi almak isterim. İsveç ve Finlandiya’nın bu terör seviciliğinin nereden geldiğini, evet İsveç çok ciddi anlamda silah satıyor, Finlandiya teknoloji satıyor amenna da, bunların Türkiye karşıtlığının nedeni ne? Türkiye’nin bunlara karşı bir veto gerekçesi, bu bölücü terörü desteklediği müddetçe ortaya çıkıyor. Zatıalinizden sonra Ak Parti Şanlıurfa Milletvekili, tarihçi hocamız Doç. Dr. Halil Özşallı’yı konuk edeceğim. Onunda bu Olof Palme ile ilgili söyleyecekleri var, sizinle beraber onu da öyle devam ettirirsek tamamen tamamlayıcı olacak.


DOĞU AVRUPA ÜLKELERİNDE KOMÜNİZMİN YAYGINLAŞMASINDA ÇOK ETKİN ROL ALAN MUSEVİ KADROLARIN ÖNEMLİ BİR KESİMİ, HAZAR’DAN KALAN VE DOĞU AVRUPA BÖLGELERİNE YERLEŞMİŞ OLAN KADROLAR Kİ, İŞTE BU KADROLAR BU BÖLGEDEKİ DEVLETLERİ, AVRUPA’NIN MERKEZİYLE, İNGİLTERE’YLE YA DA AMERİKA’YLA DENGELEYEREK ULUSLARARASI ALANDA YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞMIŞLARDIR.

Anıl Çeçen –Olof Palme ’den önce şunu vurgulamak isterim. Bugün Doğu Avrupa ülkeleri dediğimiz eski komünist ülkeler ve onların kuzeyinde yer alan İskandinav ülkeleri, eski Hazar Devleti’nin dağılmasından sonra göçlere yönelen ve göçler aracılığıyla Doğu Avrupa’ya, Orta Avrupa’ya yerleşen, Hazar uzantısı nüfusların oluşturduğu bir topluluktur. Bu noktada o Hazar İmparatorluğu dönemine geri dönersek, o aşamada hazar döneminde biliyorsunuz Hazarların 3 tane dini vardır. Önce Şaman dinine sahiplerdir, daha sonra Müslümanlık, Hıristiyanlık kavgası gündeme geldiğinde Hazarlıların bir kısmı Hıristiyan bir kısmı da Müslüman olmuştur. Ama Hazarlıların din meselesini çözmediği noktada, biliyorsunuz Hazar kralı Filistin’den hahambaşını getirerek Museviliği din olarak kabul etmiştir. Yani buradan şuna gelmek istiyorum, Doğu Avrupa ülkelerinde komünizmin yaygınlaşmasında çok etkin rol alan Musevi kadroların önemli bir kesimi, Hazar’dan kalan ve Doğu Avrupa bölgelerine yerleşmiş olan kadrolar ki, işte bu kadrolar bu bölgedeki devletleri, Avrupa’nın merkeziyle, İngiltere’yle ya da Amerika’yla dengeleyerek uluslararası alanda yönlendirmeye çalışmışlardır. Bugünde İsveç’in ve Finlandiya’nın bu yapılanmaları içerisinde bu tabloyu görüyoruz.
Politik Adam - Şimdi, İsveç ve Finlandiya NATO’ya girmek istiyor ve Türkiye NATO ülkesi olarak, bu ikisine de veto hakkını kullanıyor. Türkiye’yi ikna etmek için her türlü yola başvurmaya başladılar. Cumhurbaşkanımızın daha önce bir açıklaması vardı, dedi ki biz Yunanistan’a da NATO’ya dönme konusunda destek verdik ama bölücü terör olmak üzere Türkiye’ye karşı terör örgütlerine desteğini görüyoruz. Belki Türkiye Cumhuriyeti aynı yanılgıya düşmemek için ciddi bir direnç gösteriyor. Bunu ne kadar anlatıyor, anlatamıyor, siz uluslararası kamu hukuku alanında, Türkiye’nin bu defansının, veto hakkını kullanması konusunda neler söylersiniz?

Anıl Çeçen –Şimdi biliyorsunuz Türkiye veto hakkını kullanmasın diye, Türkiye’de darbe oldu. 12 Eylül’ün ana nedenlerinden birisi Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına geri dönme meselesidir. Daha önce bu problem De Gaulle zamanında da gündeme geldi. Fransa Amerika’yla ters düşüp karşı karşıya gelince, biliyorsunuz uluslararası alanda gençlik hareketlerini örgütlediler. Ve o noktada da dünya dengelerini değiştirdiler. 
 

TÜRKİYE’NİN VETO HAKKINDAN VAZGEÇMESİNİ SAĞLAYAMAZLARSA, YİNE TÜRKİYE’Yİ ASKERİ BİR MACERAYA SÜRÜKLEME GİBİ BİR DURUMLA TÜRKİYE KARŞI KARŞIYA KALABİLİR

Politik Adam - Bu arada Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadından çıkma işinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığı Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle olduğunu da belirtelim.

Anıl Çeçen –Türkiye’de hiçbir başbakan, seçimle gelmiş bir başbakan, her sene savaş eşiğine geldiğimiz Yunanistan’ın NATO’ya dönmesini istemiyordu. Ne Demirel, ne Ecevit bu konuda hiçbir şey yapmadı, ondan sonra NATO’daki arkadaşları ve kardeşleriyle bir araya gelen Kenan Evren’in bir jest olarak bu veto hakkından vazgeçtiğini gördük. Şimdi böyle bir tabloyu önceden yaşamış bir Türkiye, bugün bu birikimden yararlanarak, bunun ne anlama geldiğini bilerek davranmak durumundadır. Yani dün askeri kanat için veto söz konusuysa, bugünde gelinen aşamada bir yeni üyelik meselesi çerçevesinde, NATO üyesi olarak Türkiye’nin veto hakkını kullanması söz konusudur. Ayrıca son yıllarda yaşadığımız olaylarda, başta NATO olmak üzere ki NATO ile ilgili bir çok taşıma aracında da silahların NATO üzerinden de, İsveç üzerinden de, Finlandiya üzerinden de, Orta Doğu’daki savaşa taşındığını artık bütün dünya biliyor. Böylesine bir tablo varken, hala bize veto hakkını kullanma, bunları kabul et diye baskı yapmaları aslına çifte standarttır. Bu çifte standardın, günümüz koşullarında devam ettirilmek istendiğini görüyoruz ki işlerine geldiği zaman ülkeleri bölüyorlar, işlerine geldiği zaman ülkeleri birleştiriyorlar, işlerine geldiğinde ülkeleri anlaşmaların çatısı altına alıyorlar ya da veto kullanmasını yasaklıyorlar veya serbest bırakıyorlar. Şimdi burada bir genel durum değerlendirilmesi yapılması gerekiyor. O da şudur, ben daha öncede size ifade etmiştim, benim NATO ile ilgili olarak, NATO’nun konumu ile ilgili olarak yayınlamış olduğum 5 tane makalem var. Bu makaleler NATO toplantılarında da gündeme getirildi. Türk milletvekilleri bunlara dayanarak eleştirilerini ortaya koydular ve bu çerçevede NATO konusu Türkiye’de tartışıldı. Ve Türkiye’nin NATO’dan çıkma meselesi, baya ciddi boyutlarda tartışıldı ki bugünde Milliyetçi Partinin Genel Başkanı açıkça, Türkiye NATO’dan çıkmalı diyor. Şimdi önceden antiemperyalist çizgideki Atatürkçü, Kemalist kesim NATO’ya karşı tavır koyarken, bugün Milliyetçi kesim de buna katılıyor. Demek ki, Türk milletini rahatsız eden bir olay var. 100 senedir yaşadığımız olaylar, çelişkiler, çifte standartlar yüzünden bu noktaya gelinmiştir. Şimdi bundan bir anda vazgeçilmesi düşünülemez. Ana konu budur, eğer bu konuyu Türkiye’ye kabul ettirip, Türkiye’nin veto hakkından vazgeçmesini sağlayamazlarsa, yine Türkiye’yi askeri bir maceraya sürükleme gibi bir durumla Türkiye karşı karşıya kalabilir ki Türkiye’nin artık bunu geçmişten gelen deneyimlerle değerlendirdiğimiz bugün de, kabul etmesi düşünülemez. Gerçekten bir sorun var, peki bu sorun çözülmezse ne olur, bu sorun NATO içinde çözülemediğine göre, bundan 4-5 sene önce Fransız Cumhurbaşkanı’nın söylediği bir söz var hatırlayın, NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir dedi. E kendisi tekrar seçildi, Fransız Cumhurbaşkanı, soralım bakalım NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti mi, gerçekleşmedi mi? Ben makalelerimde çok açık bir şekilde NATO düşmanlığı yapmadım, bakın onu söyleyeyim. Avrupa’yı eleştiriyoruz, Avrupa düşmanı, İsrail’i eleştiriyoruz, İsrail düşmanı, yok öyle bir şey, NATO’yu da eleştirme hakkımız var. Benim kanaatim NATO işlevini bitirmiştir. 

NATO’NUN YERİNE ARTIK BİR DÜNYA ORDUSUNUN KURULMASI ZAMANI GELMİŞTİR.
NATO’nun işlevi Varşova Paktı dağıldığı gün, NATO’nun da görevi bitmiştir. Uzatmaları oynatmak için zorluyorlar, yeni tehdit kaynağı, işte biliyorsunuz, NATO’da yapılan bir gizli toplantıda bir Türk General’in eline yanlışlıkla bir dosya düşüyor. Ona baktıkları zaman NATO’nun Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, ana gerekçe oydu, Sosyalizmin, komünizmin dünyaya yayılmasını önlemek üzere, batı ülkelerine güvenlik getirmek üzere bu düşünüldü. Ama artık Sovyetler Birliği yokken NATO’nun da kalması düşünülemezdi. Peki, NATO’dan vazgeçmek dünyada, Türkiye’de güvenlik sorunu yaratacak mıydı, yaratabilirdi ama aşamalı olarak NATO’dan vazgeçilebilir ve bu çerçevede çok açık söylüyorum, burada da ilk kez bu kavramı ortaya koyuyorum tartışılsın diye, NATO’nun yerine artık bir dünya ordusunun kurulması zamanı gelmiştir. NATO, Amerika’nın güdümünde, İngiltere’nin güdümünde, İsrail lobilerinin, Amerika ve İngiltere’yi kullanarak, bütün dünya ülkelerine karşı kullandığı bir uluslararası örgüt olmaktan çıkması gerekmektedir. Bunları söylemek te NATO düşmanlığı değildir. 


AMERİKA HEM ÇİN’LE HEM RUSYA İLE KARŞI KARŞIYA, HEM AVRUPA’YI TEMSİL EDEN FRANSA VE İNGİLTERE İLE KARŞI KARŞIYA GELİYOR.

Politik Adam –Hocam Birleşmiş Milletlerin yapısı içinde mi olacak dünya gücü?

Anıl Çeçen –Şimdi Birleşmiş Milletlerde, Sayın Cumhurbaşkanı sürekli olarak gündeme getiriyor ya, dünya beşten büyüktür, şimdi bundan yararlanarak bir sürecin başlatılması lazım. Normal koşullarda o Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyindeki beşlinin karşı karşıya geldikleri bir yeni dünya düzeni süreciyle karşı karşıyayız. Amerika hem Çin’le hem Rusya ile karşı karşıya, hem Avrupa’yı temsil eden Fransa ve İngiltere ile karşı karşıya geliyor. Ama öbür tarafta kendi hegemonya düzenini korumak üzere paslaşıyor, Rusya’yla paslaşıyor ya da yavaş yavaş dünyanın diğer ülkeleriyle ki, dünyanın gelmekte olan yeni büyük ülkeleri var. Bunlardan bir tanesi Hindistan yani şu aşamada Amerikan Başkan Yardımcısı bir hanımefendi, Hint asıllı bir savcı, Hindistan’ı etkileyebilecek bir şekilde Amerika Başkan Yardımcısı seçildi. Demek ki karşılıklı ilişkilerle dünyanın yönlendirilmesinde bu gibi yenilikler gündeme geliyor. 

Politik Adam -Bunu sağlayabilmek için mi Pakistan’da bir başbakanı devirip yeni hükümet kuruldu?

Anıl Çeçen –Şimdi o konuya girersek, evet Pakistan Başbakan’ının devrilmesi meselesi aslında İslam dünyasının liderliği meselesini de beraberinde gündeme getiriyor. Yani Pakistan gibi bir büyük ülke, kalabalık bir ülkede siz halkın seçmiş olduğu bir lideri görevden alınmasını gündeme getirebiliyorsanız eğer, işte o noktada Pakistan’ın başkanını astığınızda İslam dünyasının lideri konumuna getiriyorsunuz demektir ki bugün o olaydan sonra bütün İslam ülkelerinde çok ciddi sokak hareketleri ve protesto gösterileri yapıldı. 

Politik Adam – Bir algı yönetimi yapıldı yani?

Anıl Çeçen – Yapıldığı kanaatindeyim. Burada tabi batıdaki bazı ülkeler için, Türkiye üzerinden yani işte Türkiye’nin Kemalist rejimi ve laiklik üzerinden, İslam dünyasının yönetilmesi gibi bir durum söz konusu. İşte burada Türkiye’nin önderliğinde mi bir İslam Birliği olsun yoksa Türkiye gibi laik bir devlet önderliğinden vazgeçelim, Pakistan’da olduğu gibi ki Pakistan daha bir İslam Devleti’dir. Pakistan merkezli bir İslam Birliği mi gündeme getirelim şeklinde bir tartışma, bugün yavaş yavaş tırmanmaktadır.  
ORTA DOĞU’NUN GÖBEĞİNDE, BU BÖLGENİN TEK FARKLI DEVLETİ OLAN LAİK CUMHURİYETE SAHİP OLAN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN Mİ ÖNDERLİĞİNDE BİR İSLAM BİRLİĞİ ARANMAKTADIR.

Politik Adam –Hocam isterseniz, Büyük Asya Projesi, BOP rafa mı kalktı başlığında konuşalım. Burada zatıalinize soracağım çok soru var Hocam biraz iç politika saymazsanız, Türkiye’de Kemalizm mi kaldı, Cumhuriyet Halk Partisi bile Yeni Türkiye, yeni CHP diyerek, Kemalizm’den neredeyse vazgeçmiş, Batı dünyası böyle mi görüyor, Kemalizm bir yapı, Cumhuriyeti kuran irade, Mustafa Kemal’in iradesi halen reel ve dünyaya rol model olacak bir yapı mıdır?

Anıl Çeçen –Şimdi efendim biliyorsunuz Orta Doğu’nun geleceği için, İslam dünyasına bakmak lazım. İslam dünyasındaki bütün gelişmeler, Orta Doğu’nun gelişmesinde ana etkendir. Bu çerçevede konuya bakmak lazım, böyle baktığımız zaman işte demin Pakistan’daki olay İmran Han meselesini siz gündeme getirdiniz. Pakistan’da gerçekten halkın büyük desteğiyle seçilmiş olan bir İslam lideri görevden alındı ve ondan sonrada yeni bir süreç başladı. Tam bu arada İslam dünyasını kim yöneteceğini, burada İslamcı bir kesim mi işte İmran Han gibi Pakistan ve benzeri devletlerden çıkan liderler mi yönetecek, yoksa Orta Doğu’nun göbeğinde, bu bölgenin tek farklı devleti olan laik Cumhuriyete sahip olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin mi önderliğinde bir İslam birliği aranmaktadır.

Politik Adam –Böyle bir şansı var mı Türkiye’nin?

Anıl Çeçen –Efendim, son 4 senedir, İslam Birliği Teşkilatı zirve toplantılarını İstanbul’da yapıyorlar. Ve alınan kararlar doğrultusunda, İslam dünyası için İstanbul’u başkent düşünüyorlar. Arapça’yı resmi dil olarak gündeme getiriyorlar. Artı, İslam ülkelerinin yakınlaşmasıyla ki ilk aşamada, Irak, Suriye ve Azerbaycan’la bir yeni Osmanlı vizyonu düşünüyorlar. Ama ikinci aşamada Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güney Asya’daki bütün Müslüman ülkeleri içine alan, bir büyük İslam birliği düşünüyorlar. 

BİRLİK, TÜRKİYE’DE OLDUĞU GİBİ LAİK BİR REJİMLE Mİ YÖNETİLSİN, YOKSA İŞTE PAKİSTAN’DA OLDUĞU GİBİ, AFGANİSTAN’DA OLDUĞU GİBİ BİR İSLAM DEVLETİ OLARAK MI DEVAM ETSİN. MESELE, TARTIŞMA BURAYA GELİP DAYANIYOR.

Politik Adam –Buna bir de halifeyi, hilafeti yeniden getirmek istiyorlar derseniz, vallahi artık pes diyeceğim hocam. 

Anıl Çeçen –İşte benim son makalemde bunu açıkça yazdım. Çünkü şimdilerde ciddi biçimde halifelik meselesi, Türkiye’nin geleceği açısından tartışılıyor. Şimdi bu çerçeveden baktığımızda, biliyorsunuz Türkiye’de önemli bir televizyon kanalı, her hafta Avrupa’dan, Amerika’dan bazı yabancı uzmanları davet ediyorlar ya da onlarla program yaparak, dünyanın gidişi hakkında değerlendirmeler yapıyorlar ki bunlardan bir tanesi Fransız bir bilim adamıydı. Geçen sene yaptığı değerlendirmede şunu söyledi adam, dedi ki 1.Dünya Savaşı öncesinde bu coğrafyada var olan bütün devletler, bütün güçler yerlerini aldılar. Yeni bir Orta Doğu için herkesin kendi projesi var. Bütün aktörler belirli yerlerde kendilerini garantiye aldılar ve yeni plan ve projelerini geliştirdiler. Burada bir tek kahraman eksik, bölgede temsilcilerden bir tek eksik var, o da Kemalizm diyor. Şimdi bunu söyleyen bir Fransız bilim adamı, açıkça Kemalizm’i gündeme getirirken şunu görüyoruz. Demek ki batı hala İslam dünyasının birlik içinde olmasını düşünüyor. Ama bu birlik, Türkiye’de olduğu gibi laik bir rejimle mi yönetilsin, yoksa işte Pakistan’da olduğu gibi, Afganistan’da olduğu gibi bir İslam devleti olarak mı devam etsin. Mesele, tartışma buraya gelip dayanıyor. Şimdi buradan hareket edersek, sonuç olarak şunu vurgulamak isterim. Kemalizm’in eksik kaldığını söyleyen batılı bilim adamı, açıkça batının tavrının Kemalist Türkiye’den yana olduğunu ortaya koyuyor. 

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN