Türk Demokrasi Vakfı Başkanı Salih Uzun'dan Tarihi Uyarılar

Yayın Yönetmenimiz Fehmi Çalmuk'un moderatörlüğünü yaptığı Politik Adam programına katılan Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Türk Demokrasi Vakfı Başkanı Salih Uzun, çok partili siyasi hayata geçiş sürecinden başlayarak seçim ittifaklarına seçim kanununa ve muhafazakarlığa ilişkin ilginç açıklamalarda bulundu. İşte programın tüm detayları...

PAYLAŞ
Youtube Kanalı VİDEO
Politik Adam - iba

:

POLİTİK ADAM:Türkiye’de demokrasi dediğimiz zaman aklımıza ilk gelen Türk Demokrasi Vakfının Başkanı, Türk demokrasisi ile ilgili bir analiz yapalım dedik. Değerli Salih Uzun bey burada, Salih bey son siyasi harekette Anavatan Partisi Genel Başkanlığı da yapmış, Anavatan ile Doğru Yolun birleşmesinde çok aktif görev yapmış, Merkez sağ geleneğinden gelen, gençliğine rağmen çok önemli görevlerde bulunmuş bir kişilik, şu anda da Türk Demokrasi Vakfının Genel Başkanı, değerli başkanım hoş geldiniz.

Salih Uzun: Hoş bulduk Fehmi beycim, çok teşekkür ederim.

DEMOKRASİYE GEÇİŞTE İSMET İNÖNÜ VE CELAL BAYAR’IN BÜYÜK ROLÜ VAR

POLİTİK ADAM: Başkanım, şöyle bir şey desem, demokratik sistemin bir durum analizi başlığında, şimdi güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türk Demokrasi Vakfının başkanısınız. Demokrasimiz güçleniyor mu, zayıflıyor mu?

Salih Uzun: Güçlenmesini temenni edelim. Güçlenmesini umalım. Türk Demokrasi Vakfı olarak ta bizim ana amacımız, gayretimiz demokrasi kültürünü yerleştirmek, yeşertmek, kökleştirmek, çünkü demokrasi dediğimiz şey sadece kurumlardan ve kurallardan ibaret değil. Demokrasinin evet kurumları var, kuralları var, oturmuş kurallar olmalı, demokratik kültür diye bir şey var. O demokratik kültür, yıllara sarih, kuşaktan kuşağa aktarılarak geliyor. Yaşanmışlıklar olur, mücadeleler olur, bedeller ödenir, öyle öyle kazanılır. Öyle öyle kökleşir. Türkiye’nin demokrasi geçmişini de küçümsememek lazım. 1876’dan bu yana, 150 yıla yaklaştı. Parlamentosu var, bu ülkenin, 1876’da parlamento kuruldu. Kanuni Esasi ile birlikte, 1877-78’de ilk seçimler yapıldı Türkiye’de ilk parlamento seçimleri genel seçimler yapıldı. 1877-78’de iki kere yapıldı hatta sonra o günden bugüne evet, kesintiler oldu, başka sıkıntılar oldu, arada İmparatorluktan, Cumhuriyete geçtik. İmparatorluğun son yıllarında edinilen kazanımları devam ettiren Cumhuriyet kadroları oldu. Cumhuriyet ile birlikte evet, tek partili bir dönem oldu, çok partili hayat denemeleri, tecrübeleri oldu. 1946’da çok partili hayata geçildi. 1946 seçimlerine tam bir demokratik seçim diyemeyiz, açık oy, gizli tasnif ile yapılmış seçimler, dolayısıyla adamakıllı demokratik bir seçimdir diyemeyiz. !946’da çok partili hayata, Demokrat Parti’nin kurulmasıyla geçilmiş, ilk seçim yapılmış ve 1950 seçimleri 14 Mayıs ile birlikte gerçekten çok partili hayata geçiş, gerçek anlamda geçiş o seçimlerde olmuş. 1950 seçimleri biraz önce dediğimiz hasarla malul değil, açık oy, gizli tasnif sistemi kaldırılmış, normal, şimdiki gibi, gizli oy, açık tasnif sistemine geçilerek yapılmış bir seçim ve dolayısıyla tek partili dönemden çok partili hayata kansız, suhuletle geçilmiş. Çok önemli bir şey, sakinlikle, suhuletle, hiçbir sıkıntı olmadan, tek başına bir iktidardan çok partili bir hayata geçilmiş. Burada hakikaten iki taraftaki siyasi aktörü de değerlendirmek ve onların hakkını da teslim etmek lazım. Zaten bütün dünyada tek başına olan, diktatörlükler olan bir dönemden, çok partili hayata dünyada da geçilirken Türkiye’de de geçilmiş ve dediğim gibi sıkıntısız geçilmiş. Onun için bir tarafta İsmet İnönü, diğer taraftaki Celal Bayar’ın o aradaki üstlendikleri rolü kesinlikle yabana atmadan dikkatle Türk siyasi tarihinde bakmak lazım. Dolayısıyla tek partili dönemden, çok partili döneme geçiş önemli bir şeydi,

 POLİTİK ADAM: Sayın başkanım, söylemeden edemeyeceğim, Celal Bayar, İsmet İnönü kavgasında ne yazık ki kaybeden rahmetli menderes oldu.

Salih Uzun: E şimdi her şeye kendi dönemi içerisinde bakacağız. Benim kastettiğim husus o ikisinin siyasetteki ağırlığı olmasaydı o geçiş bu kadar sancısız olmazdı. İsmet İnönü’nün bir sözü var, diyor ki en büyük zaferim, en önemli yenilgimdir diyor. O seçimlerde yenildi ama orada çok partili hayata geçilmiştir.

 POLİTİK ADAM: Kanıksadı, içselleştirdi,

Salih Uzun: Evet, dediğiniz gibi çok partili hayatla beraber 10 yılda bir kesintilerle devam ettik.

 POLİTİK ADAM: Demokratik gelenekten değil de dış faktörlerin etkisi ile bir darbe dönemini görmemezlikten gelemeyiz.

Salih Uzun: Bütün darbe dönemlerinde bu vardır. Dış faktörleri mutlaka göz ardı etmemeliyiz.

 POLİTİK ADAM: O rüzgara çok açık bizim Türk demokrasisi nedense,

DEMOKRASİ AĞACININ KÖKÜNE KİBRİT SUYU DÖKMEYELİM

Salih Uzun: Biraz önce o nedenle söylüyorum, demokrasi kültürü böyle böyle yeşerecek. Böyle böyle kökleşecek. Dış etkilerden korunaklı hale böyle gelecek. Bedel ödeyecek, 27 Mayıs 1960’da bedel ödendi. Bu ülke ödedi evet 3 siyasetçisini şehit verdi ama toplum olarak bir bedel ödedik. Sonra 12 Mart, sonra 12 Eylül. 12 Eylül’de toplumun her kesiminden, sağından, solundan bedel ödendi. Sonuçta 15 Temmuz, böyle bir süreçle geliyoruz, toplum bedel ödeyerek geliyor ve dolayısıyla demokrasi böyle şekil alıyor. Demokratik kültür böyle oluşuyor.

POLİTİK ADAM: Şimdi demokrasiyi bir fideden ağaca yaparsak belli dönemlerde ağacın dallarını buduyorlar ama temel sağlam

Salih Uzun: Kökün sağlam kalması lazım, onun içinde köküne kibrit suyu dökmeyelim. Kökünü yeşertelim. Demokrasi Vakfının da buradaki fonksiyonu bu olur. Her birimizin, demokrasiye inanan, demokrasi içinde fonksiyon üstlenen herkesin kendisine vazife bileceği işler bunlardır. Biraz önce dediğiniz o ağacın köküne mümkün mertebe su dökelim. Orayı yeşertelim ondan sonra dalları yeşersin. Bu bir mücadeledir, bu bir kişinin, iki kişinin, bir partinin, bir liderin yapacağı işler değil.

POLİTİK ADAM: Yani siyasi partilere ödev kadar, bizi izleyen izleyicilere, büyük Türk milletine de bu konuda görev düşüyor.

Salih Uzun: Her birimize, dolayısıyla toplumda bu demokratik bilincin yükselmesi lazım, mesela ondan ibarettir.

POLİTİK ADAM: Yani şöyle, benim internet sitelerim var, bunlardan biri esnafhaber.com, bu esnaf sitelerini, kongrelerini izliyoruz, 1800 üye var, 700 kişi seçime gidiyor, 1100 kişi yok. Şimdi demokratik kültür, halka düşen vazife, yani seçmen oy vermeyi tercih edecek, lehte, aleyhte, kimi istiyor, istemiyor ama muhakkak sandığa gidecek. Onun en önemli ödevi bu.

Salih Uzun: esnafhaber.com’mu dediniz? Harika bir site, şimdi esnafın sorunlarını orada dile getiriyorsunuz, esnafın meselelerini duyurmaya çalışıyorsunuz. Bu ülkeyi yönetenlere aktarmaya çalışıyorsun, bu şimdi demokrasi kültürü ile ne kadar alakalı bir husus. Şimdi esnafın başka örgütleri var, esnaf odaları var, borsalar var. Şimdi biraz önce dediğim iş, demokrasi esas böyle hükümetler eliyle yeşermez. Demokrasi tam da böyle sivil örgütlerle, sivil örgütlenmelerin aktifliğiyle kökleşir. Şimdi işleyen bir demokrasi olsaydı bu memlekette, esnafımız şimdi sıkıntı çekiyor değil mi, sanayicimizin bir takım sıkıntıları var, enerji sıkıntısı çekiyor, enerji maliyetleri yüksek, istihdamda bir sürü yük var, başka bir sürü sıkıntıları var. Malını satacak fiyatlandıramıyor, döviz krizi falan bir sürü sıkıntı var. Peki, işleyen bir demokrasi olsaydı, esnaf ya da sanayici bu kadar sıkıntı çeker miydi, bence önemli bir kısmını ya hiç çekmezdi, bir kısmını da şimdikinden çok daha hafif geçirirdi. Dünyada da bir takım sıkıntılar var, onlar yansırdı ama bununla neyi kast ediyorum. Düşünün demokrasi dediğimiz şey, yönetimin sınırlandırılması, yönetimin denetlenmesi, yönetimin hukukla sınırlandırılması. Yönetilenlerin örgütlenmesi, yönetilenlerin haklarının talep edilmesi, şimdi bunu kim yapacak? Meslek örgütleri, onlar yapacak. Peki, biz şimdi bakalım, sendikalarımıza bakıyoruz, odalarımıza bakıyoruz, ben odaların genel kurul toplantısında bakıyorum, Odalar Borsalar Birliğinin Genel Başkanı methiyeler düzüyor, güzellemeler yapıyor. Ya yapmasın ama bir kısmını da yapıversin. Diyelim 10 cümle kuruyor da içinde bir cümlede böyle oluyorsa, oluversin. Nezaketten bunu yapsın ama senin görevin arkadaş, orada ülkeyi yönetenlere güzelleme yapmak değil ki, senin görevin, senin temsil ettiğin kişilerin haklarını savunmak, onların sorunlarını dile getirmek. Şimdi düşünün yani biz mahkemeye geldik, benim avukatım diyor ki arkadaş şu karşı tarafta haklı, olabilir mi, ya sen beni önce savunda o kendisini savunsun. Bir bakıyoruz sendika başkanı, evet diyor işçilerimizin çok sıkıntıları, talepleri var ama ülkemizin sorunlarını da, imkanlarını da dikkate almalıyız. Hükümetimiz çalışıyor, onlarında elleri sıkıntıda, kendi temsil ettiği kesimin haklarından daha çok öbür tarafın durumunu anlatmaya çalışıyor. Bırak arkadaş orayı onlar anlatsın.

 POLİTİK ADAM: Öyle bir temel konuya değindiniz ki, sanki demokratik kültür sadece bir siyasi partiye aidiyet duyanların, mensuplarının, belki sosyolojik olarak militanların, örgütlü kesimin işiymiş gibi, demokratik kültür toplumun her katmanında var olamıyor.

Salih Uzun: Tam da budur, hepsi olacak, bütün topluma yayılması gerekir. Bu da ancak sivil toplum eliyle olur. Dediğim gibi, hükümet ya da devlet organları bir yere kadardır. Onlar üzerinden yükselmez demokratik kültür, sivil toplumda yükselir.

DEZAVANTAJLI ÇIKACAK PARTİ MHP OLACAKTIR, AK PARTİ’DE BU PLANINDAN TAM ARZU ETTİĞİNİ ELDE EDEMEYEBİLİR,

 POLİTİK ADAM: Belki de birlikte yaşama kültürünü de demokratik kültürden edineceğiz. Şimdi başkanım iki haftadan bu yana mecliste bir kanun var. Seçim kanunu, kafayı, gözü yarmazlarsa kanun bugün sabaha kadar da geçer. Şimdi, ya bu seçim kanunu siyasetin kimyasını mı bozacak, ne olacak? Türk Demokrasi Vakfı başkanı baktığı zaman, bu seçim kanunları ile ilgili söz etme hakkı en başta size düşüyor.

Salih Uzun: Konuyla ilgili açıklamalarda bulunduk. İlk taslak ortaya çıkar çıkmaz değerlendirdik arkadaşlarla, şimdi seçim kanunlarında değişiklikler genelde yaparlar iktidarlar. İki nedenle yaparlar, bir, kendilerini çok güçlü hissederler, dolayısıyla o gücü daha fazla sandalyeye tahvil etmeye bakarlar, seçim kanununda ufak tefek değişiklikler yaparlar. Alabilecekleri oyu aşağı yukarı tahmin ederler, bu oyla ben daha fazla sandalye alayım parlamentoda diye bakarlar. İki, kendilerini zorda hissederler, burada karşı tarafı nasıl zora sokarım, karşı tarafın alanını nasıl daraltırım diye de yapabilirler. Her ikisi de olabilir. Bana burada daha fazla ikincisi varmış gibi geldi. Orada da şunun için, bunu şöyle karşılaştırmamız lazım, mevcut seçim sisteminde, yani ittifaklar düzeni kurulduktan sonraki seçim sistemi, oda yeniydi zaten, yen, seçim sistemi derken bundan bir ay önce bunu anlatıyorduk. İttifaklar üzerinden yürürdü. D’Hondt sistemi dediğimiz, alınan oyun parlamenter sayısına, milletvekili sayısına dönüştürülme formülü, bu tamamen matematik formülüdür, D’Hondt zaten matematikçi bir adamdır. Bu formül üzerinden öncekinde 2 tane ayrı D’Hondt işletiliyordu. Bir, diyelim ki Ankara’nın bu bölgesinde kaç milletvekili var, atıyorum 12-13 milletvekili var. Bu 13 milletvekilinden kaç tanesi diyelim ki 6 tanesi Cumhur İttifakına, 5 tanesi Millet İttifakına, 2 tanesi de işte HDP’ye gitti. Baştan böyle paylaşılıyor. Sonra kendi içinde 2.bir D’Hondt daha işletiliyordu, oradan da bu Millet İttifakının içerisinde 5 tane ise CHP 2 tane, İyi Parti 1 tane vs. dağıtılıyordu. Şimdikinde bu ilk dağıtma işini kaldırdılar, sadece tek D’Hondt olacak, dolayısıyla İttifakların içerisinde bulunan herkes aldığı oy neyse D’Hondt hesabından kaç düşüyorsa onu alacak. Öbüründe nasıl bir avantaj vardı, düşünün bir önceki İttifakta kimler vardı, CHP vardı, İYİ Parti vardı, Saadet Partisi vardı, Demokrat parti vardı. Diyelim ki Saadet Partisi 20bin oy aldı o seçim bölgesinden fakat milletvekili çıkarmaya yetmeyen bir oy, fakat o aldığı oy yine İttifakın içerisinde kalıyordu, İttifakın içerisinde en yüksek oyu kim almışsa ona yazılıyordu. Dolayısıyla artık oylar yine İttifakın içerisinde kalıyordu. Şimdi bu yeni düzenleme ile dediler ki hayır arkadaş, İttifakın içerisinde alınan bu artık oylar İttifakın içerisinde kalmasın, dağılsın. Peki, dağılırsa ne olur, şimdi bana kalırsa burada yanlış bir hesap yapıyor iktidar kanadı, bu seçim kanununu getirenler, şöyle bir yanlış hesapları var, 2018’de aldıkları oylara göre simülasyon yapıyorlar. Şimdi 2018’in şartları yok. Bu D’Hondt sistemi büyük partilere avantaj sağlar, daha fazla oy alan partilere avantaj sağlar. En zararlı çıkacak olanda MHP’dir diye düşünüyorum, bu yeni değişiklikten çünkü 2018’de aşağı yukarı 11 oranında oy almıştı, İyi Parti 10 almıştı. Şimdi 11 oranlarında oy alacak bir MHP kamuoyu yoklamalarında göstermiyor. Ya da şöyle, İyi Parti’den 2018’de daha fazla oy almıştı, şimdi İyi Parti’den daha fazla oy alacak bir MHP kamuoyu araştırmalarında göstermiyor. Dolayısıyla şimdi bu dağıtımda en dezavantajlı çıkacak parti MHP olacaktır diye düşünüyorum ki, Ak Parti’de bu planından tam arzu ettiğini elde edemeyebilir, diye düşünüyorum.

 POLİTİK ADAM: Tabii ki %7 barajı burada etkili olur.

Salih Uzun: %7 barajında da burada köklü bir değişiklik anlamına gelen bir değişiklik değil. İttifakların içerisine girdiğiniz zaman %7 ittifak aldığı zaman, İttifakın içerisine giren her parti, barajı geçmiş oluyor. Barajı geçiyor ama tek başına girerlerse İttifakın içerisine, kendi logolarıyla girerlerse şimdi büyük ihtimalle iktidarın hedeflediği bu sonradan kurulan siyasi partiler ve görece az oy alacağını tahmin ettikleri siyasi partiler tek başlarına girsinler ve milletvekili çıkaramasınlar. Onların çıkaramadığı milletvekilleri de en fazla oy alan Ak Parti’ye yazsın gibi bir düşünce.

 POLİTİK ADAM: Ama birde tersten bakarsak bir İttifaka zorlama var.

Salih Uzun: Hah, şimdi bunu söyleyeceğim. Peki, siz bir oyun kuruyorsanız, siz siyasi iktidar olarak bir oyun kuruyorsunuz ya da ki kişi iktidar değilsiniz de başka bir şey, bir oyun kuruyorsunuz, e karşı taraftakiler aklını peynir ekmekle mi yedi? Onlarda oyun kurar, madem böyle bir strateji, öbür tarafta yeni bir strateji kurar. Orada da sayısız strateji kurabilecek imkan çıktı. Muhalefet bloğunun içerisinde yeni İttifaklar oluşur, ittifakın içinde ittifaklar oluşur. Eski tip ittifaklardan olur. Bir logonun altında 3-4 partinin girmesi olur. Sayısız strateji var, madem bir strateji kuruyor bu taraf, karşı tarafta stratejisini kurar ve bu oyunları kendi lehine çevirir.

 POLİTİK ADAM: Yani demokratik kültürde gece ve gündüz gibi iktidar ve muhalefet partileri birbirine muhtaçlar.

Salih Uzun : Hatta şunu söyleyebiliriz, demokrasilerde muhalefet vardır bir tek. Bütün rejimlerde iktidar zaten vardır. Bir tek demokrasilerde muhalefet vardır.

 POLİTİK ADAM: O zaman Millet İttifakının bir diktatör rejim olduğu işini bu sözünüz ortadan kaldırıyor.

Salih Uzun: Ben o tartışmaya girmiyorum ama bu genel kabulü söylüyorum. Bütün otoriter sistemlerde yani tüm rejimlerde iktidar vardır. Onun için muhalefetin alanını daraltmaya dönük hamleler, siyasi iktidarlar her dönemde yapar, muhalefette kendine göre strateji yapar, bu da böyle olacaktır diye düşünüyorum.

 POLİTİK ADAM : Hani değerli başkan hani Orhan Veli Kanık’ın bir Türkü 10 değişik makamda okumak gibi, muhalefetin bir Türkü 10 değişik makamda okuma kabiliyeti var ama bu kabiliyetin bir de toplumsal olarak insanlara, demokrasiye inanma, oy kullanmaya teşvik, yani siyaseti bir umut gibi görme gibi bir içtihatı sağlaması lazım. Ben şimdi bakıyorum partilere bu demokratik kültür, seçmen kültürü bakımından bir iş değil de, tabirimi mazur görün, sizde eskiden aktif bir siyasetçiydiniz, bir kayıkçı gibi birbirlerini kötüleme veya birbirini övme şey gibi, konuyu bir alana getiriyor. Siyaseti bit umut görme, bir gelecek tahayyülü gibi göstermiyor.

Salih Uzun: Bu benim çok dertlendiğim bir husustur. Bugün siz hep tanıdığımız dostlarımızı konuk ettiniz.

 POLİTİK ADAM: Bugün Anavatan günüydü,

Salih Uzun: Evet, biraz önce Uğur abi, hakikaten uzun zamandır görmüyordum, performansı da çok iyi, çok hoşuma gitti yani. Çok enerjikti, ondan önce Abdülbaki hocayla konuştunuz, ben yoldaydım.

MUHAFAZAR.LIK ANLAYIŞIMIZIN TEKRAR TARİFE İHTİYACI VAR

 POLİTİK ADAM: Hani diyor ya saat Ayten’i Ayten geçiyor, bugün ANAP’ı ANAP geçiyor.

Salih Uzun: Abdülbaki hocayla konuştunuz, çok değerli birisi, İslamsız Müslümanlık, ben şimdi aldım hemen o kitabı, önemli bir kısmını da okudum. Hatta orada hemen söyleyelim, bende Ali Şeriati’nin bilirdim o lafı da, Muhammed İkbal’in, hoca orada Muhammet Abduh’a referansla koymuş. Diyor ki batıya gittim, İslam’ı gördüm ama Müslüman yoktu. Doğu’ya gittim, Müslümanları gördüm ama İslam yoktu. O yüzden diyor İslamsız Müslümanlık, İslam bir hayat, İslam bir pratiktir. Şimdi ben buradan şunu söylemek istiyorum. Ben bu kitabı okuduğum zaman ve bu konu gündeme geldiğinde, bu İslamsız Müslümanlık başlığını gördüğüm zaman, bundan tam 10 yıl önceymiş, ben Vicdani Muhafazakarlık diye bir yazı yazmıştım. O zaman Radikal 2 vardı. Sosyal medyada paylaştığınız şeyi bir müddet sonra yıldönümünde falan önüne getiriyorlarmış, çok sevdiğim bir arkadaşım geçen attı bana o yazıyı, okudum, orada da ben şöyle, muhafazakarlık anlayışımızla ilgili çok dertleniyorum ben hakikaten. Şuan bizim yaşadığımız muhafazakarlık, ayrıştıran muhafazakarlık, her şeyi tahrip eden muhafazakarlık, sadece doğayı değil, tabiatı hakikaten her yeri tahrip ediyoruz, insanlar birbirlerini tahrip ediyor, dil çok sivri, birbirini kırıcı bir dil, bu muhafazakarlık anlayışımızın tekrar bir tarife ihtiyacı var.

 POLİTİK ADAM: Zaten değişime karşı dirençli toplum kesimi muhafazakar.

Salih Uzun: Tabii, şimdi bakın muhafazakarlık dediğiniz şey, arkadaş ilk önce şu var, muhafazakar olmak için muhafaza edeceğiniz bir değerler sisteminiz olacak. Muhafaza edilmeyi hak eden değerleriniz olacak. Toplumsal huzuru, barışı temin etmeye dönük değerleriniz olacak. Birlikte yaşamak üzerine kurulu değerleriniz olacak. Muhafazakarlık bu, bütün canlıları, bütün insanları içine alan bir değerler sisteminiz olacak. Ben geçtim bütün canlıları, geçtim bütün dünyadaki insanları, bu ülkede yaşayan bütün insanları içine alan bir muhabbet halkası biz kurabildik mi? Sadece bu ülkede 84 milyondan, bir tekini bile feda edemeyiz diye bir cümle kurabilir miyiz? Kuramıyoruz.

MUHAFAZAKARLIĞIMIZA DA CEMRE DÜŞSÜN. DİLİMİZ YUMUŞASIN

 POLİTİK ADAM: Ama geleneğimizde bu toplumun tohumunda var.

Salih Uzun: Onu söylüyorum, geldiğimiz nokta itibariyle diline, dinine, etnik kökenine, soyuna, sopuna, mezhebine, meşrebine, kılığına, kıyafetine bakmadan bir tek insanımızı bile 84 milyondan feda edemeyiz diye bir cümle kurabiliyor muyuz, kuramıyoruz. Niye kuramıyoruz, muhafazakarlığımız buna engel oluyor. Böyle muhafazakarlık olur mu ya? Muhafazakarlık hani değerlerdi? Hani ortak değerlerdi, nerede bu ortak değerlerimiz? Hamasi nutuklarımızda kaldı o da kibirle söylenmiş hamasi nutuklar. Olur mu böyle muhafazakarlık, onun için diyorum ki muhafazakarlığınızda yumuşasın. Ben siyasetimize cemre düşsün dedim, muhafazakarlığımıza da cemre düşsün. Dilimiz yumuşasın, kalbimiz yumuşasın.

BİRBİRİNE BENZEMEYENLER BİR ARAYA GELMİŞ, NE KADAR GÜZEL

POLİTİK ADAM: Şimdi, bakıyoruz ki ittifakları kuruyorlar, hadi Cumhur ittifakı ruh köküne bağlı siyasi partilerin, birbiriyle eş güdümlü çalışması.

Salih Uzun: Nasıl?

 POLİTİK ADAM: Yani ruh köküne bağlı, Ak Parti’nin geçmişinde, MHP’nin ruh köküyle, Ak Parti’nin ruh kökünde benzerlikler var.

Salih Uzun: Ben aynı kanaatte değilim ama

 POLİTİK ADAM: Mücahit Başbuğ kitabında bunu açıkladım, eğer siyasi gelenek açısından rahmetli Özal’ı, Necmettin Erbakan’ı, referans gösteriyorsa Ak Parti, Erbakan’ın Rahmetli Türkeş ile Milliyetçiler Derneğinde 1943’lerdeki geleneksel yapısı var. Mücahit Başbuğ kitabında analiz ettim, değerli Erkan Mumcu okumuş, analiz etti, geri döndü ve beğendiklerini söyledi. Ama şu anda Millet İttifakına baktığımız zaman işte gece ile gündüz gibi, Demokrat Parti ve CHP bir arada, yani o Millet İttifakının içinde iki deklarasyon açıkladı, bu acaba siyasi kutuplaşmayı önleyecek bir iş mi?

Salih Uzun: Tam onu söylüyorum, ne güzel

 POLİTİK ADAM: Birbirine karşı yumruğunu sıkan değil ama yolu açık bakın biz bu konularda biriz, her konuda altlarına imza atan, o zaman partiyi kapatsınlar, birbirinin partisine girsinler.

Salih Uzun: Ne kadar güzel, devamında diyeceksiniz ki sandım, bak birbirine benzemeyenler bir araya gelmiş, ne kadar güzel. Hakikaten bu ittifak düzeni eğer bir işe yarayacaksa bir araya gelmeyi, uzlaşmayı, farklı tüzel kişiliklerde, farklı ideolojilere sahip, farklı siyasi parti çatısı altında olmakla beraber, konuları bir araya gelip uzlaşı ile müzakere edebilen, kendi sivriliklerini törpüleyen, bazı konularda anlaşabilen, bazılarında anlaşmasınlar. Dediğiniz gibi her konuda anlaşacaklarsa zaten bir parti olurlardı. Dolayısıyla böyle bir araya gelişler, uzlaşma kültürünü arttırır, uzlaşma kültürüne fayda sağlar. Kutuplaşmayı da mümkün mertebe azaltır diye düşünüyorum.

MUHAFAZAKAR PARTİLER BU İTTİFAKIN ARKASINDA SAF TUTSAYDI, DİZİLSEYDİ, BU KUTUPLAŞMA ÇOK DAHA FAZLA OLURDU.

POLİTİK ADAM: Bu da Türk demokrasisi açısından çok iyi bir tecrübe gibi

Salih Uzun: Tabi, böyle böyle olacaktır, bunlar yaşanacak, şimdi tam istediğimiz tarzda bir yumuşama, uzlaşma kültürü bu ittifaklarla beraber gelmedi. Tam tersine ittifaklar bir miktar kutuplaşmayı arttırdı. O da şundan oldu, ilk uygulamasında Türkiye’nin sosyolojisinde muhafazakar sağ toplumsal kesimler belli, %60-65 civarında bir muhafazakar seçmen tanımı var. Oranın içinden %50’yi almak için, sağ muhafazakar seçmeni arkasında konsolide etmek için mümkün mertebe kutuplaştırıcı bir dile abanıldı. %50+1’de geldiği için, bu 65’lik havuzdan bunu almak için burayı sıkılaştırmak lazımdı. Dolayısıyla bu kutuplaşmayı biraz daha arttırdı fakat bu işi biraz bozan işler olmadı mı, biraz önce sizin dediğiniz oldu. Eğer bu şöyle olsaydı sadece, bütün sağ muhafazakar partiler bu ittifakın arkasında saf tutsaydı, dizilseydi, bu kutuplaşma çok daha fazla olurdu. Ülke gerçekten geri dönülemez bir takım sıkıntılar içerisine girmiş olabilirdi. Fakat özellikle İyi Parti ve Demokrat Parti ve Saadet Partisinin bu bloğun içerisinde değil de karşıdaki bloğun içerisinde yer almasıyla bu biraz önce söylediğimiz yarılmayı engellediler. Sosyolojik yarılmanın önüne geçmiş oldular. Dolayısıyla bu tarafta da sağ muhafazakar partiler var, o tarafta da var, dolayısıyla ittifaklar biraz daha yumuşayabilir bundan sonrası için. Şimdi zaten 50+1 şimdiye kadar kutuplaşmanın körüklenmesi 50+1 için avantaj sağlıyordu. Ama tahmin ediyorum bundan sonra siyasal iktidar kanadı da, Cumhur ittifakı kanadı da bu değerlendirmeyi yapacaktır. Kutuplaşmayı yükseltmek, sivriltmek işlerine yaramayacak diye düşünüyorum. Çünkü biraz önce dediğim gibi 60-65’in içerisinden 50-55’i almak için faydalıydı ama şimdi 50’nin altından 50’nin üstüne çıkmak için biraz daha yumuşamak, biraz daha başkalarını kapsayıcı dille işin içerisine girmesi lazım.

 

MERKEZ SAĞIN ALAMETİFARİKASI BU, MUTEDİLDİR, UZLAŞMACIDIR, DAHA KAPSAYICIDIR.

 POLİTİK ADAM: Sevgili başkan şunu söylüyorum, Türkiye’deki ittifakların, koalisyon hükümeti deneyimi 74, MSP ve CHP, 2.91 Doğruyol partisi ve SHP koalisyon hükümetleri. Türkiye’de daha sonra Sayın Ecevit’in, Mesut Yılmaz’ın o başlarda kurulan, MHP’nin de, DSP’nin de olduğu hükümetler, bunlar Türkiye’ye çok önemli bir koalisyon becerisi ve demokrasi kültürü verdiler ama bugün İyi Parti’de CHP’ye yönelik eleştiri getiren kadroların geri çekilmesi gibi bir söz konusu oldu. Birbirlerini de eleştirme, bu hukuku üzmemek üzerine, bu hukuku sürdürebilmek üzere ince ince nüansları, latifeleri de yapıyorlar. Şimdi bu merkez sağ diye bir deyim var. Türk siyasetinde, demokrasisinde şu anda merkez sağ var mı?

Salih Uzun: Elbette merkez sağ, siyasetin dengelerini yerine getirebilecek siyaset anlayışıdır. Merkez sağ diye söylenen ve bilinen, hep sürekli üzerinde durulan alanı ben mutedil siyaset alanı diye tarif ediyorum. Orası güçlenirse, orası beslenirse Türk siyaseti de güçlenir, Türk siyasetinde dengeler yerine gelir. Şimdi biraz önce bahsettiğimiz meselede de kutuplaşma dediğimiz hikaye, insanlar ortada buluşmazlar. Ortaya gelmezler, uçlara giderler. Uçlara gittiği zaman herkes kendi kampına çekilir. Herkes kendi kampında ve kampın içindekileri dinlerler. Şimdi hakikaten bakın, her iki tarafında siyasetçilerine, sözcülerine ve hatta onların dinleyicilerine herkes kendi mahallesine, kendi kampına hitap ediyor, oradakilerde onları dikkate alıyor. Karşı kampın, karşı bloğun mensuplarına sözünü geçirebilen ve onlar tarafından da sözü dikkate alınan tipte siyaset figürleri çok azaldı. Bunların artması lazım, o zaman insanlar ortaya gelir. Ortaya geldiğinde meseleler daha sakin konuşulur. Merkez sağın alametifarikası bu, mutedildir, uzlaşmacıdır, daha kapsayıcıdır. Mümkün olan en geniş toplum kesimini içine alır. Çok bilindik bir tarif yapılır merkez sağ için, sabaha doğru meyhaneden çıkıp gelenle, sabah namazına gidenin karşılaşabileceği yerdir diyor. Toplumun hemen her kesimini bir araya getirebilen, onlarla konuşabilen, en azından diyalog kurabilen,

 POLİTİK ADAM: Bu tabiri 2002’de CHP’nin o dönemin Genel Başkanı, Allah şifalar versin, Sayın Deniz Baykal söylemişti. Bu nerede yaşatılıyor sevgili başkanım, yani partilere mi bölünmüş durumda yoksa bir partiyi merkez sağ adresi göstermek mümkün mü?

Salih Uzun: Şimdi merkez sağ ana sosyolojik, tarihsel ve siyasi gelenek bakımından temsil eden parti belli ve orada duruyor, Demokrat Parti. O parti kökleri itibariyle 1946’dan bu yana teamülü temsil ediyor, geleneği temsil ediyor, hele 2009’da Anavatan ve Doğruyol Partisi Demokrat Parti çatısı altında birleşti. Dolayısıyla 1980 sonrası ayrılan iki damarında birleşmesiyle tarihsel ve siyasal temsil Demokrat Parti orada duruyor. Benim kastettiğim şey sadece bir tüzel kişilik, bir parti, bir parti amblemi değil. Benim kastettiğim siyaset anlayışı, merkez sağ siyaset anlayışı dediğimiz iş böyle başkasını ötekileştirme daha doğrusu onunla sabahtan akşama kadar hiçbir merkez sağ siyaset liderinden onlar şöyle yapıyor, onlar böyle yapıyor diye bir konuşma bir nutuk tarzına şahit olmamışsınızdır. Eski bütün merkez sağ liderlerine bakın, her biri konuşurken mümkün mertebe kapsayıcı bir dille konuşur. Mümkün mertebe kapsayıcı bir üslupla konuşur. Dolayısıyla benim kastettiğim parti tüzel kişiliklerinden öte bu bir siyaset anlayışıdır. Türkiye’nin ihtiyacı olan iş bu merkez sağ siyaset anlayışının hakim olması, güçlenmesidir.

SİSTEM DENETLEBİLİR OLACAK, KUVVETLER AYRILIĞI OLACAK VE ŞEFFAF OLACAK

 POLİTİK ADAM: Çok az zamanımız kaldı, Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile ilgili bir iki sorum var da, mesela Millet İttifakını oluşturan siyasi partiler içinde iki parti daha önce mensup oldukları ve görev aldıkları siyasi partinin 2002 yılında iktidara geldiklerindeki o kuşatıcılığı referans gösteriyorlar. Bizim amacımız 2002’deki Ak Parti iktidarı dönemi, onu bir merkez sağ anlayışı gibi sundular. Bunun demeçleri var, yorumları var, yani şimdi ben baktığım zaman hayretler içinde kalıyorum. Referansı orası gösteriyorlar ama buranın içindeler, yani bura onların geçmişini sorgulamış, bir yol hareketine geçmişler. Şimdi sevgili başkan, şimdi izleyicilerden de kulağıma geliyor, ya sayın başkana bir sorar mısınız,  Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi mi demokratik, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mi demokratik? Sayın başkan hangisini daha demokratik buluyor diyorlar.

Salih Uzun: Bir sistemin demokratik olup olmamasının ilkeleri, prensipleri var. Eğer Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değil, Başkanlık Sistemi demokratik midir? Başkanlık Sistemi de demokratiktir. Parlamenter Sistem de demokratiktir. Siyaset bilimi literatüründe Demokratik Hükümet Sistemleri bellidir. 2 tanedir temelde, Başkanlık Sistemi, Parlamenter Sistem, hatta Yarı Başkanlık Sistemi buçuktur. Bunların ikisinin melezidir. Evet, Başkanlık Sistemi de demokratiktir, Parlamenter Sistemde ama şimdi gelelim bunları demokratik yapan nedir? Demokratik yapan en önemli hususlar, 1-Denetlenebilir olacak, 2- Kuvvetler arasında denge olacak, 3- Şeffaflık olacak.

 POLİTİK ADAM: Katılımcılık?

Salih Uzun : O da ayrı, katılımcılık, onları besleyen şeydir. Şimdi bu yönleri ile baktığımız zaman Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bu yönleriyle zayıftır.

 POLİTİK ADAM: Güçlendirilebilir mi bu sistem?

Salih Uzun: Efendim, demokratik ilkelere geçeceklerse hay hay, denetlenebilir olursa, denetlemeye açılırsa, denetleme dediğimizde hem parlamento denetimi hem kamuoyu denetimi. Şuan Cumhurbaşkanlığının yaptığı işlerin parlamento tarafında denetlenebilirliğini söyleyebiliyorsak,

 POLİTİK ADAM: Yargı denetliyor ama Anayasa mahkemesi.

Salih Uzun: Yargı hükümetin bu sistemini denetleyebiliyor diyorsak bu sistem demokratiktir, diyebiliyorsanız bu tamamdır.

 POLİTİK ADAM:  MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli, Anayasa Mahkemesini bile kapatmayı düşündü.

Salih Uzun: Evet, nasıl oldu da şimdi, e peki, bu durumda nasıl diyebiliriz ki, bu sistem, bu yargı bu yürütmeyi denetleyebilir, nasıl diyebiliriz?

YARGI DENETLEYEBİLİYORSA UMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ DEMOKRATİKTİR.

 POLİTİK ADAM: Ama şimdi Sayın Kılıçdaroğlu, getirirseniz getirin biz Anayasa Mahkemesine götürüp iptal ettireceğiz diyor. Demek ki burada bir denetim mekanizması var.

Salih Uzun: Sadece Anayasa Mahkemesi değil, şimdi bir kere yargıda coğrafi teminat dedikleri hikaye var, yani şimdi bir savcı ya da hakim verdiği karardan sonra, Hakimler Savcılar Kurulu tarafından, ülkenin bir köşesine tayin ediliyorsa, orada yargı bağımsızlığından ve o yargının yürütmeyi denetleyebilmesinden söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla yargı bu yürütmeyi denetleyebiliyor diye herkes, bizi izleyenler diyorsa bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi demokratiktir. Bu parlamento Cumhurbaşkanını denetliyor bazı kararlarına hayır diyebiliyorsa, bütçesine hayır diyebiliyorsa buna izleyenler kendileri karar versinler.

GENÇLERİN, SİYASAL BİLİNÇLERİ OLDUKÇA YÜKSEK

 POLİTİK ADAM: Sayın başkanım, şimdi bu oy kullanacak gençler sandığa gitmemek için bir direnç görüyorum ben, yani bu seçim bir umut değil, siyaset bir umut değil, sandığa gitmenin bir anlamı yok, onlar orada oynasın, biz gençler sosyal medyada takılalım diyor. Biz bu gençlere bu demokrasi kültürünü nasıl vermeliyiz, ne yapmalıyız, partilere, hükümete, bizi izleyen STK’lara ne görev düşüyor?

Salih Uzun: Çok büyük görevler düşüyor tabii ki, demokratik bilincin güçlendirilmesi yolunda fakat ben sizin kadar gençler konusunda karamsar değilim. Temas ettiğim gençler, takip ettiğim gençler hatta sosyal medyada takip ettiğim gençler, siyasal bilinçleri oldukça yüksek gençler.

 POLİTİK ADAM: Hayır, bilinçsiz demiyorum, oy kullanma, sandığa gitme,

Salih Uzun: O da toplu olarak politikacılara ve bütün siyaset kurumuna güvensizlik var. Bu güvensizlik yükseldiği müddetçe dediğiniz gibi sadece gençler değil, toplumda seçmenler sandığa gitmesek te olur diyorlar. Fakat bunun böyle olmayacağını, eğer sandığa gitmezlerse şikayet ettikleri her şeyin devam edeceğini kendilerinin biliyor olmaları lazım, bunu onlarla konuşmak lazım, onlara tavsiyede bulunmak falan da değil, çünkü en çok onlar rahatsızlar. Birilerinin onlara yol gösterip, tavsiyede bulunmalarından son derece rahatsız gençler. Tecrübelerden faydalanacaklar, bir şeyden şikayet ediyorsan oturup onun değişmesini beklemezsin, sen kendin rol alacaksın, fonksiyon üstleneceksin, kendin insiyatif geliştireceksin.

 POLİTİK ADAM: Çok teşekkür ederim.

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN