Dingil - Fehmi Çalmuk

Dingil


-Bu yazı aynı zamanda;  19 Temmuz 2022 günü günlük ekonomi gazetesi Hürses'te Fehmi Çalmuk'un "VESSELAM" köşesinde "DİNGİL" başlığıyla yayımlanmıştır-

 Hayda…O da nereden çıktı ? Dingin demedim dostlar, basbayağı dingil diyorum.

‘Dingin’lik var mı, var ? Hayır işte durgun, bomba atsan yerinden kımıldamaz cinsten. Durgundur ama  etkisiz elaman gibi değil. Hangi işlemi yaparsan yapın mutlaka arızadır, mutlaka fitnenin tarafıdır. Ama mutlaka küpünü dolduran, makamlara oturan, bir insanda var olanı olağanüstü gösterip ağzının suyu akan, işi bitince olağanüstü aşağılayarak bu kez kuduran itler gibi salya akıtan cinsten.

Bunlara bu yazımda izninizle  “dingil” diyeceğim. Neden mi ? Hangi tarafa dönersen dön, adım başı, köşe başı dingil dolu…

15 Temmuz gibi fikir ve aksiyon bazında bir milletin “Hattı müdafaa yoktur.Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” diyen aziz milletin can vererek, kan dökerek hesapsız, kitapsız; bombalara, kurşunlara sinesini açarak meydan okuduğu 15 Temmuz’u bile istihza edecek kadar dingil…

Hani şimdi dingil bir işe yarar da, bu dediğim cins, ne işe yarar derseniz; kısaca anlatayım:

Herbokolog cinsinden…Her işe maydanoz. Bir o kadar da salyangoz cinsinden ki; Müslüman mahallesinden satışa devam ediyor. Bu kadar şehide, bu kadar hainliğe, kahpeliğe karşı bir güne bir gün FETÖ alçağı terörist başı için “çıplak” diyemeyen, bir de diyemediğini örtmek için “ahmak” sayılmayı göze alarak öncülük ettiği, sözcülük yaptığı ham yobaz, softalara, sahte demokratlara özgül ağırlık satışı yapıyor…   

Uzunca bir zaman  güya ‘hoca efendi’ dedikleri zerzevatın yanında, huzurunda, gıyabında, en önde, fotoğrafta, kürsüde el çırpan, salla sümük ağlayan bu cinsler ; 15 Temmuz törenlerinde de yine ön safta ya…

FETÖ’nün verdiği metinleri gazete manşetlerine taşıyarak tetikçilik, yardım ve yataklık yapanlar; Milli Mücadele’nin karargahında 15 Temmuz’u anlatıyor ya…

Vay babasının şarap çanağına…

Gözünü sevdiğim Anadolu’da güzel bir söz vardır:

“Pekmezi kaynatsan olur mu şeker, Cinsini sevdiğim cinsine çeker”

Şimdi Anadolu insanının tabiriyle Allah vergisiyle “altı okkalı” Türkmen Bey’i,  meydan okudu.. Muhterem Devlet Bahçeli konuşunca dingillerin yüzlerinin rengi değişti. Sumsuğu yüzünde hissedince derin bir yutkunmaları oldu.

Bahçeli görünürde, yeminli Erdoğan düşmanlarına seslendi.

Sosyal medyanın akıntısına kapılıp ileri geri konuşan “Ya Tayyip Bey de” diyen Ak Parti’ye oy vermiş, halen oy vermekte olan, mahalle yanarken saçını tarayanlara, oy vermeye niyetli topluluğa seslendi. Yola çıktıkları bir yana yanı başında duranların bile zihinlerinde loto oynadığı bir dönemde yekten, harbiden konuşuverdi Bahçeli:

“Medeniyetler ve milletler mücadelesinde öne çıkmanın hedefindeyiz. Allah'ın izniyle başaracağız, ilayı kelimetullah sancağını sonuna kadar taşıyacağız. Çağrımız milli birlik ve huzurlu yarınlaradır. Her yöremizi aziz, her insanımızı kardeş bilen herkesle omuz omuza yürümeye varız, buna hazırız, zilletin oyunlarını bozmak için tetikteyiz.

Daha fazla kaynaşalım, saflarımızı daha da sıkı tutalım. Türkiye karşıtlarının içine çekmeye çektiği cendereye, darboğaza hep birlikte direnelim. Aminlerimiz yükselsin, gönüllerimizde dualarımız birleşsin, ufuklarımızda ve inşallah rüyalarımız gerçek olsun. Türkiye ve Türk milleti sonsuzlukta buluşsun.

Anayasal düzeni zor kullanarak silah yoluyla değiştirmeye kalkışanları senaryolarını yırtıp atmak için bir olalım, beraber olalım, doğudan batıya, güneyden kuzeye büyük millet olduğumuzu dosta düşmana ispat edelim.

Türk milleti varlığının bedelini kanla fedakarlıkla ödemiş büyük kudrettir. Doğrulalım, ayağa kalkalım. Hainleri güldürmeyelim, darbecilerin elini ovuşturmayalım.

Türkiye'yi yaşatalım, payidarlığına cansiperane hizmet edelim. Gün dayanışma günüdür. Gün büyük düşünme, istikbalimize sahip etme günüdür.

Son söz olarak bu memleketin evladı, bir siyasi partinin sorumluluğunu taşıyan vatan evladı olarak sizleri diyorum, sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı tanıyınız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı anlayınız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı anlatınız aziz İstanbullular, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun”

Devlet Bahçeli bu sözleri bir birey, ikinci olarak MHP’nin genel başkanı olarak söyledi.

“Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı tanıyınız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı anlayınız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı anlatınız.”

Bahçeli ilk önce “Tanıyın” diyor…

Hani Mehmet Akif; İstiklal Marşı’nda söyler ya:

“Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı”

Bu sözü duyunca  dizeyi hatırladım. 

Tanı; yani belirtilerinden, bir sorunu/ kişiyi doğru biçimde kavrayıp değerlendirme işidir. Doktorların tanı koyduğu gibi, aziz milletimize sesleniyor Bahçeli…

“Erdoğan’ı Tanı” ve tanını koy…

Bahçeli sonra “anlayın” diyor.

Sezai Karakoç şiirinde der ya;

“Anla Mona Roza, ben bir deliyim”

Aynı şekilde var olan ‘Recep Tayyip Erdoğan’ı anlayın diyor’ Bahçeli... Yeni bilgileri, var olanı, sözleri, eylemleri eskileriyle birleştirerek bir sonuca ulaşın. Bir tür çıkarsama yapın. Erdoğan’ın ne demek olduğunu, neyi gösterdiğini kavrayın’ diyor Bahçeli…

Bahçeli sonra “anlatınız” diyor.

Özdemir Asaf şiirinde  “Ben üç şey biliyorum; dinlemekle dört kılana anlatacağım”  diyor ya...Aynı onun gibi.

Anlatmak, tanımak, anlamaktan sonra geliyor. Bahçeli açıkça; ‘Recep Tayyip Erdoğan üzerinden 15 Temmuz’u, emperyalistleri, onların işbirlikçileri dingillerin  anlaşılmasını sağlamak amacıyla bilgi vererek açıklama yapılmasını’ istiyor.

Muhatabı elbette meydanı dolduran yüz binler...Yalnızca Erdoğan’a değil devlete, millete destek veren, yürek verenler…

Sonra Ak Parti teşkilatlarına…

Sonra muhatabı koca koca kulelerde oturup,makam odalarında televizyon karşısında devletin temsil ve ağırlama giderinden; fındık, fıstık yiyerek “Ya Erdoğan’da” diyen bürokratlara…. Düne kadar, hele hele makama gelene kadar “ Reis” dedikleri  kişi bugün onlar için “Erdoğan ya” oluverdi ya…

Bahçeli’nin çağrısının muhatabı; Abant toplantılarında endam eden, konuşma yapan, vesayet sistemi diyerek  Türk Silahlı Kuvvetleri'ne gavur askeri gibi muamele edip de şimdilerde “kahraman ordumuz” diye konuşmakta zorlanan zerzevatlaradır.

Bu sözlerin muhatabı Erdoğan’ın izniyle, desteğiyle palazlanıp, yayılıp,  büyümesine rağmen bünyesinde “Erdoğan’ın isminin konuşulmasını yasak eden” STK’laradır.

Muhatapları bir bir sıralarken aklıma  Aşık Mahzuni’nin “Fırıldak Adam” şiiri geldi nedense:

“Gelme dergaha zalimsin madem, hayınsın madem”

Dingil ya; hem zalim, hem hayın…

Devlet Bahçeliden işaret fişeği geldi.

Tanıyın, anlayın, anlatın…

Bir bakıma “Recep Tayyip Erdoğan’ı anlama kılavuzu”  hazırlama vakti geldiğini  söylüyor. Hani uzunca bir zamandır televizyon ekranlarında diyorum, yazıyorum ya ; Bahçeli kadar Ak Parti teşkilatları Erdoğan’a  sahip çıksa sorun kalmayacak... ?Bunu kime, nasıl anlatacaksın?

Hele hele Bahçeli’nin konuşmasında bir sözü var da; duyunca tüylerimi diken tiken eden, çektiklerimizi, eza cefayı bir kenara atıp, yüreklenip, kenetlenip, heyecandan göz yaşlarımıza hakim olamadığımız kıymeti kadar kuşatıcı,  mana ikliminde alpereni, bülenti, leventi aya kaldıracak bir söz:

“İlay-ı Kelimetullah sancağını sonuna kadar taşıyacağız.”

Eyvallah, başımla beraber…

Ancak derin  bir ah çekip, fakatları, ancakları sıralamadan da olmuyor.

Bana sosyal medyadan yazıyor, telefon edip kızıp, eleştiriyorlar…Elbette onlar kendi pencerelerinden bakıyorlar.

Meslek hayatımda şu hususları yaşadığım doğrudur: 

Evet ben; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağına hiç binmedim. Oradan fotoğraf da veremedim. Televizyon ekranlarında Erdoğan’a soru sormaya da  çağrılmadım. Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde yalnızca bir kez 29 Ekim resepsiyonuna davet edildim.

Ben  Abdullah Gül’ün  Başbakanlığı, Cumhurbaşkanlığı döneminde  de bunların hiç birine çağrılmadım. Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında da, Binali Yıldırım’ın başbakanlığın da da davet edilmedim.

Bilerek, istenerek FETÖ zamanında da şimdi de bir plan dahilinde hep kenarda, uzakta tutuldum.

Rabbimden gelene amenna... İmtihanımız böyle imiş, takdir dedim. 

Ben fikir ve yürek işçiliğimi, kabul buyurursanız yazarlığımı, şairliğimi, televizyonculuğumu aparat olarak, eklemlenerek yapmadım. Halen de yapmıyorum ve yapmayacağım da…

Ancak bunlara rağmen “İlay-ı Kelimetullah sancağını sonuna kadar taşıyacağız.”  çağrısına “Eyvallah, başımla beraber” diyorum… Demeliyim ve diyeceğim de…

Dingillerin anlamadığı, anlamamazlıktan geldiği, anlayamayacağı konuda  budur.

Ben 13 yaşında diz kırıp sohbetine katıldığım, elimden tutup; ilmiyle, irfanıyla, şefkat ve merhametiyle toprağımı yoğurup, şekil veren, alnımın çatına cihadı yazıp vatan toprağını aziz bilerek gece gündüz demeden, koşarken dinlenen; Horasan Erenlerinden cennetmekan Necmettin Erbakan’ın yanında yetiştim.

Yakında olmak, hele hele fotoğraf karesinde olmak birlikteliğe yetmediği gibi uzakta olmak ayrılığa sebep değildir. Bizim yolumuz gönül yoludur. Biz vazifemizi her şart altında yaparız.

Canım sultanım Erbakan Hocam şöyle derdi:

-Fehmi gözlerimize bakar manşeti yazar…

Bu söze şahit olduğu için bizi en iyi anlayan, tanıyan muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı, İlay-ı Kelimetullah davasını   anlamak, tanımak ve anlatmak için sağıma, soluma bakmadan bir adım öndeyim zaten…

Ne deyim daha ? Anladın mı dingil ?

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Ağs
09Ağs
01Ağs

Satanı severler, Seveni Satarlar

25Tem

Mücahid Şaşani

24Tem