Er İşi, Şer İşi - Fehmi Çalmuk

Er İşi, Şer İşi


Başımız sıkıştığında anlatmak isteyip de anlatamadığımız, dilimizin ucuna gelip de söyleyemediğimiz zamanlar olur ki; iki arada bir derede kalırız. O zaman imdadımıza şairler ve onların şiirleri yetişir.

Zaten harflere ve kelimelere tutunmaktan başka çaresi kalmayan fikir işçilerinin yegane sığınağı dizeler değil midir?

Elbette bugün yalnızca Türk siyasetinin değil toplumsal huzur ve bütünlük ikliminin sağlanmasında da vazgeçilmezimiz gibi görünen Milli Görüş’ün Saadet kanadı üzerine yazacağız.

Çok düşündüm. Yazıp yazmama arasında gidip gelmelerim, bir şeyler anlatmak isterken bazı kimselere bizden esinlenen veya bizden kaynaklanan bir ön kabul/ret imkanı vermemek; ak sütten ak kılı ayırarak, katran karası gecenin içinde siyah ipliği iğnenin deliğinden geçirerek yazmak durumundayım.

Nurlar içinde yatsın Abdurrahim Karakoç “Hasan'a mektuplar 13”de şöyle bir dizesi vardı:

SAADET'in adı HÜLYA'dır şimdi
Her gün birimizi aldatır şimdi
UMUT'lar rüyada, faldadır şimdi
Unut, eski günler geçti be Hasan.

Gerçekten eski günler geçmiş midir?

Saadet Partililer için kardeşlik günleri veya yüreklerden sökülüp gelen ağız dolusu ile bırakın Türkiye'nin her yerini, Amerika kıtasından bile duyulacak bir nida ile “Başbakan Erbakan” dediğimiz günleri veya hasbi olarak hulus-i kalple “Mücahit Erbakan” diye yollarına güller döktüğümüz hocamızla bütünleştiğimiz günler, geçti mi gerçekten…?

Şimdi birbiri arkasına Saadet camiasını sarsan kamuoyu önünde olmasa da dar toplantılarda, genel idare kuruluna kadar fırsatın ele geçtiği her yerde; “ne oluyoruz ve nereye gidiyoruz?” sorusunun sorulduğu dönemde Oğuzhan Asiltürk’ün açıklamalarını, Temel Karamollaoğlu'nun duruşunu, sessiz ama bir dip dalga gibi geleceğe ilişkin hülyalar kurmamıza neden olan gençliği görüyor, dinliyor ve onlardan hareketle yazıyorum.

Merhum Erdem Beyazıt “Sana, Bana, Vatanıma ülkemin insanlarına dair” şiirinde bir tasvir yapar:

Müslüman yürekler bilirim daha

Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet

Eller bilirim haşin hoyrat mert

Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır

Her kırışığı sorulacak bir hesabı

Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.

Günümüzde Oğuzhan Asiltürk’ün tavrına baktığımızda bu dizeler aklıma gelir. Olaylara yaklaşımı, olayları analiz etme ve olayları çözme metodu geleneksel tasavvufi eğitim metodolojisinin dışında görülse de bir “üveysilik” anlayışı içinde yaptıklarının, söylediklerinin analiz edilmesinde fayda var. Aynı pınardan beslenmelerine rağmen, iş tutma biçimleri yaklaşımları (ve galiba bana da onlardan bulaştı bu camianın mahcubiyet bir mütevazılık başlığı altındaki yüksek kırılma ve incinme hassasiyeti) her zamankinden daha fazla revaçtadır.…

Bu kadar mukaddimeden sonra reel politiğe derinlemesine girmekte fayda var.

Erbakan sonrası Milli Görüş hareketi ciddi bir travma geçirdi. Yenilikçilerin Fazilet sonrası kurdukları AK Parti ve kurulan Saadet Partisi içinde Numan Kurtulmuş'un yaptığı bölünme girişimi ve akabinde de Necmettin Erbakan'ın ev hapsi ile başlayan çileli günler ve vefat haberi ile Milli Görüşün yeni döneme girmesini sağladı. Ne Saadet durduğu yerde durdu ne de taban inadına Milli Görüş çizgisindeki en dinamik parti olarak yerinde kalmaya devam etti.

Partileşmeden öte Milli Görüş Vakfı olarak hareket kabiliyeti öngörülen Saadet Partisi; 2018 seçimlerinde oluşan ittifakların gözdesi haline geldi. Çünkü Saadet Partisi'ni yanına alan, onunla seçim ittifakı kuran, ilkesel birlik değil, politik birliği sağlayan her oluşum toplum nezdinde bir katma değere, toplumsal zeminini tamamlamış bir fotoğrafı ortaya koymuştu. Ancak herkes bilir ki; Cumhuriyet Halk Partisi ile 2 milletvekili üzerinde yapılan seçim ittifakı Temel Karamollaoğlu'ndan daha çok Oğuzhan Asiltürk karar ve öngörüsü ile gerçekleşmiştir. Saadet Partisi bütün yaşananlara karşı bir türlü hasar tespit raporunu yayınlayamadığı için bugünlerde bir çıkmaz sokağa girmiş gibi görünüyor.

İşin aslı şu:

Çaresiz değiller ancak çarenin kendilerinde olduğunun da farkında değiller.

Şimdi Karamollaoğlu ne “İngiliz Temel” ne de Asiltürk partiyi satışa çıkartmış geçimsiz bir “Tüccar”dır. iki tarafın etrafında kümelenmiş olan gruplar olan bitenin farkındadır. Çünkü Türk siyasi hayatında en çok toplantı yapan, her fırsatta durum değerlendirmesi yapan bir siyasi gelenekle karşı karşıyayız. Ancak bu geleneğin çocuklarının hangi algı yönetimlerine tabi tutulduğu ve kimlerin hangi sebeple yönlendirmelere açık bulunduğu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek ki bir masanın etrafına oturup Asiltürk “ne istediğini” Karamollaoğlu neyi öngördüğünü belirtmek durumundadır. Genel başkan olurken açık çek veren ve “istediğiniz zaman görevi bırakmaya hazırım” açıklamasını yapan Karamollaoğlu'nun olan biten karşısında; kurmaylarını devreye sokarak, dünürünün, abisinin yol ve dava arkadaşının ne düşündüğünü sorması akıllara durgunluk verecek bir girişimdir.  Temel Karamollaoğlu tekstil mühendisidir ve hesap adamıdır. Siyaseten yalnızca önüne konulanı, denileni yapar. Asiltürk  ise operasyon gücü kadar stratejiyi belirler, taktik geliştirir ve seyreder.

Okuyucularımız için bir anlam ifade etmese de camia için İskender Paşa gibi Nakşi Bir geleneğin üveysilik karşısında geliştireceği strateji sessizce bir kenardan var olanı izlemek ve kader çizgisine teslim olmak gibi durmaktadır.

Asiltürk görüşleri daha önce sosyal medyadan ve sonrasında kendi imzası ile Milli Gazete'den yayınlayınca açıkça Temel Karamollaoğlu’na “beni çok fazla uğraştırma görevi iade et” demektedir. Temel Karamollaoğlu bu isteği anlamayacak bilemeyecek ve ön görmeyecek kadar sıradan bir siyasetçi de değildir. Türk siyasetinin bugüne kadar uzlaşma ve birlikte siyaset yapma, yaptırma becerisine sahip tek ismi olan Recai Kutan’ı arkasına almıştır.

Burada cevabı aranan soru Karamollaoğlu'nun görevi bırakması değildir. Bıraktıktan sonra “partiye ne olacağı” sorusu cevap aramaktadır. Parti kurmaylarının teker teker genel başkan favorisi gibi gösterilmesi ve bu konuda kendileriyle yapılan görüşmelerde “Mavi Boncuk” uzatılması taban açısından çok da iştahla beklenen bir durum değildir. Saadet tabanı partinin genel başkanı kim olacağından daha fazla Saadet camiasına bir halel gelmesinden endişe etmektedir.

Ya toparlanıp harekete geçecekler ya da mevcut siyasi hayatımızın içinde eriyip gideceklerdir.

Saadet Partisi'nin geleceği partinin resmi genel başkanıyla manevi lideri arasındaki anlaşmaya bağlıdır.

Pusuda Yeniden Refah Partisi ve Milli Görüş’ün yeni lideri olmaya namzet Recep Tayyip Erdoğan beklemektedir.

Ben böyle bir analizi cennet mekan Erbakan hocamızın defnedildiği gün sevgili Cüneyt Özdemir'in 5N 1K programında açıkça ifade etmiştim:

“Milli Görüşün bundan sonra potansiyel lideri Recep Tayyip Erdoğan'dır çünkü rol model olarak yanında yetiştiği ve son yıllarda yaptığı siyaset anlayışı bakımından giderek Erbakanlaşmaya çalıştığı siyasi figürün yeni ismi Recep Tayyip Erbakan’dır.

Şimdi Saadet “Ya Devlet başa, ya da kuzgun leşe” deme noktasından öte sinesinde kutsal emanet gibi taşıdığı ve gelecek nesillere taşımaya yemin ettiği davayı düşman kadar tehlikeli “fitne ateşinden” kurtarma telaşındadır. Hülyası budur.

Saadet’i anlamak “er işi”dir. Gayrısını düşünmek “şer işi”  olsa gerektir.

Kim “Unut, eski günleri geçti be Mücahit” diyorsa bilin ki Milli Görüş arsasına, mirasına göz koymuş tasfiye memuru gibi gün saymaktadır.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

Yazıyı Yorumla

Yorumlar / 2

  • Oğuz Güler | 29 Ağustos 2021 09:42

    Temel bey globallere-kriptolara hizmet ettiğini anlamamak için direniyor. İçeride yani yetkili organlarında Temel hocaya bırak bu işi diyen 3-5 kuvvetli ses çıkmadıkça doğru yolda olan Asiltürk'ün yetkili kuruldakileri bir bir yakın markaja almadıkça bu iş beklenen yere varamayabilir...

  • Kamil | 11 Ağustos 2021 12:58

    17-25 aralıktan bir iki ay sonra Saadet Partisinin genel başkan yardımcılarından biri ile sohbet ediyorduk. Hatırlarsanız o dönem Saadet Partisi kurumsal olarak 17-25 aralık üzerinden ak partiye yükleniyordu. Ben de ilgili arkadaşa "bu stratejilerinin yanlış olduğunu, hem siyaseten, hem de ahlaken sorunlu olduğunu, bunun açık bir operasyon olduğunu, feto tarafından hedef alınan milli irade olduğu, izlenmesi gereken siyasetin demokrasi ve milli iradenin önceliği olduğunu" söylemiştim. Hatta 28 şubat döneminde iki farklı duruş sergileyen, iki ismi örnek verdim. Biri Gülen, diğeri rahmetli Muhsin başkan. Hatırlarsınız 28 şubatta Gülen "beceremediniz bırakın" demişti, Muhsin başkan da "namlusunu millete çevirmiş orduya selam durmam" demişti. Saadet genel başkan yardımcısına "siz o dönemin Gülen'inin duruşunu sergiliyorsunuz, oysa yapılması gereken, o dönemin muhsin başkanı gibi duruş sergilemektir" demiştim. Sonra bana son derece sert bir üslupla "kimse bizden akp nin yolsuzluklarını savunmamızı beklemesin" demiş kalkmıştı. Oysa sorun yolsuzluklar değildi, apaçık bir operasyondu. Bunu onlar da pekala biliyordu. Bunu bildikleri halde pragmatist, makyavalist ve opürtinis bir tavırla, selden kütük kapma hevesiyle hareket ettiler. Kendi tabanlarını o denli yükleme yaptılar ki; şimdi ak parti ile olası bir ittifakın çok ciddi kırılmalara yol açacağı boş bir öngörü değildir. Rüzgâr eken fırtına biçer derler. Saadet Partisi rüzgâr ekti fırtına biçiyor. Taban adeta bir frankeştayn haline dönüştürüldü. Öyle ki, en mülayim, en disiplinli bir partili bile yeri geldiğinde Oğuzhan Asiltürk’e ya da diğer parti yetkililerine demediğini bırakmıyor. Olası bir Ak Parti ittifakında, chp nin yer aldığı ittifakı destekleyecek bir taban söz konusu. Son 20 yıllık izlenen siyasetle bu hale gelen tabanı kontrol edecek, konsolide edecek bir parti yönetimi ya da lider gözükmüyor.

YAZARIN SON 5 YAZISI
30Kas

Erdoğan'a Karşı Yeni Cephe

22Kas

Uşaklar, Yumuşaklar, Yavşaklar

16Kas
09Ağs

Er İşi, Şer İşi

02Ağs