Fehmi Çalmuk

Ümmetin Takozları, Davanın Molozları

Fehmi Çalmuk

Türkiye’nin uçurumun kenarından döndüğü, ruhunu emperyalistlere satan Gladyo’nun muhafazakâr maskeli uşaklarının ebet müddet devleti yıkmak için giriştikleri 15 Temmuz hain darbe girişiminin 5’inci yıl dönümü.

Eli tetikte,  gözü hedefte, pusuda bekleyerek;  gün, saat, dakika sayan, “milletin adamlarını” alaşağı etmeye, arkadan hançerlemeye yeminli güruhun öfkesi dinmedi, yüreği soğumadı. Hele hele gâvur kılıcı sallamaya yeminli güruhun peşine takılan, örümcek ağlarında avlanan bir kesim var ki yüreğimi derinden acıtıyor.

Diyor ya şair “Bir ah çeksem karşıki dağdan duyulur” Duyuluyor da… İşitmiyorlar… Biliyor da söylemiyorlar. Bakıyorlar da görmüyorlar. Onlar ‘Hayra motor şerre fren olacaklar’ derken şimdi biz bunlara kısaca; “ümmetin takozları”, “Davanın molozları” diyoruz…

Galiba burada iki kelimenin manasına bakmak gerekir:

Takoz:

1-Bir eşyanın, kıpırdamadan ya da dik durabilmesi için, eğilen yanına, altına yerleştirilen ağaç kama.

2.Kaymaması, kımıldamaması için bir taşıtın ya da geri tepmemesi için bir topun tekerlekleri altına yerleştirilen ağaç engel.

Moloz:

1-Genellikle yapılardan atılan, taş kırıntıları, toprak ve kireç vb.den oluşan döküntü.

2-Hiçbir işe yaramaz, değersiz şey ya da kimse.

‘Nereden saymalı’ diye sormayın? ‘Kimden/kimlerden başlamalı’ diye hele hiç demeyin? Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız kuşatılmış… Say, sayabilirsen “ümmetin takozları”, “Davanın molozları” İle dolu.

Özdemir Asaf der ya:

Ülkeler vardı insanlar bavulları taşıyordu

Bir de ülkeler vardı bavullar insanları taşıyordu

Onlar bir takım çıkar, menfaat gruplarının elinde elden ele taşınıyor giderek aşınıyorlar. Yükseldik sanıyorlar, giderek alçalıyorlar. Akıllara durgunluk veren bir pişkinlikle yol ayrımına geldiklerine, mezara kadar denen yolculukta önlerine çıkan ilk pazarda iniyorlar. Tezgâha düşeceklerini bile bile, on kuruşa satılacaklarını göre göre gündemin içinde masadan masaya meze oluyorlar. Bir de diyeceksiniz ki ‘aman biz kardeşiz, takoz, moloz deme…’Necip Fazıl Kısakürek der ya:

Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur…

Bugün 20 yıldır bindikleri iktidar trenini yavaşlayınca akıllarına “ümmet” gelen takozlara gel de söylenme.

Evet, iktidar olan Cumhur ittifakı cephesinde işler karışık. Zaten kurulduğu günden bu yana “Mutlak iktidar” olamadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan o zamanda iktidar iradesini paylaştı, bu gün de paylaşıyor. Erdoğan’ı dize getirmek için o gün başka bu gün başka konuşuyorlar. Ama her zaman “Bitiyoruz, gidiyoruz… Erdoğan şunu almalı, bunu böyle yapmalı” cinsinden ahkâm keserek kamuoyuna mesaj vererek muhiti zehirliyorlar. Her devrin maskaraları gibi liderler değişiyor onlar değişmiyor. “Yandı gülüm keten helva” deyip korku üflemeye devam ediyorlar…

Evet, Cumhur İttifakı’nın bugüne gelmesi Erdoğan’ın tercihi… Bakanlar kurulunda Erdoğan’a dayatılan isimler var. Bakın çam da devirseler, işi eline yüzüne de bulaştırsalar onlara ilişkin partide ve çevrelerde bir “öf” bile yok. Kimler Erdoğan’ın kendi iradesiyle tercihi ise onlara ilişkin bir tufan kopuyor ki deme gitsin…

-Erdoğan görevden alacak… Erdoğan istifasını istedi…

Neden?

Eskiden Sedat Peker videolarıydı, şimdi tweetleri…Sabaha kadar devlet kurup devlet yıkan, o gıybetten şu gıybete yelken açan, sonra da dava deyip mangalda kül bırakmayanlar; Sedat Peker videoları kadar sabah namazını ciddiye almadılar. Ne kadar da fitne fesadın içinde debelenmeye, kanalizasyon bohçalarını karıştırmaya niyetli ve teşneymişsiniz… !

“Bizler kardeşiz” diyerek ayet sıralayanlar günahını bildikleri, duydukları, gördükleri kardeşlerinin tövbesini görmediler, işitmediler bilmediler. İstemediler de… Kolay yolu buldular.

-Reis yanlış yaptı, beceremedi, karizmayı çizdirdi…

Sormak lazım:

Köşeyi dönmeden önce son dönemeçte “Reis’im sen çok yaşa” naralarınız nereye gitti?

Erdoğan’a Milli Görüş gömleğini çıkarttırmakla yetmeyip, “eşinizin başını açarsanız rejim sorununu halledip, askeri razı ederiz” diyen AB darbukacısı kadrolar nerede şimdi?

Necmettin Erbakan’ı cezaevine sokmak için yemin eden,  heyet raporu almasını engellemek için başhekimleri, doktorları tehdit eden Sağlık Bakanları, Adalet Bakanları nerede şimdi?

Başörtüsü sorunun çözmek yerine bakanlar kurulunda “Peruk takıp okula gitsinler” diyen bakanlar nerede şimdi?

“Erbakan’ın ajanı” diyerek dönemin Başbakanına kararnamemi iptal ettiren gazete yayın yönetmeniyle pazarlık ederek bizi gazete ve televizyondan attıran, ABD‘nin Ankara Büyükelçisinin özel kalemi gibi çalışan parti kurmayları nerede şimdi?

Konuşlandıkları yer, konumlandıkları bölge, soluklandıkları alan hayra alamet yerler değil…

Ümmete takoz olanlar, davaya moloz olanlar için Erdoğan ne demişti?

“Öncelikle milletvekillerimiz, gerek tüm ana kademe; bir, bütün, kardeşçe olacağız. Kıskanma yok. Birbirinin hakkında ileri-geri konuşmak yok. Genel başkanınız olarak, lideriniz olarak sizden bir şey istiyorum. Birbirimizi Allah için seveceğiz, makam ve mevki için değil, Allah için seveceğiz ve öyle bir dayanışma içinde olacağız. Birbirimizin arkasından en ufak bir laf etmeyeceğiz. Bu sıradan bir parti değildir. Biz bir tüzük kuruluşu da değiliz. Biz bir davayız. Eğer dava isek bu davanın adamları birbirininim aleyhine konuşamaz. Çünkü biz bu yola çıkarken pazara kadar değil, mezara kadar beraberiz dedik. Bırakın gidenler gitsin, hiç umursamayın.”

Erdoğan için büyük imtihan, zorluk daha yeni başlıyor. İşler daha da zorlaşacak. Gözleri karınlarından daha şişko ekâbiri doyurmak için daha da zorlanacak…

“Bu dava hor, bu dava öksüz, bu büyük…” şiirinin dizelerini okuyordu da bilmiyordu.

Fırsat buldukça eleştirdiği Merhum Erbakan Hocanın zorluğunu daha yeni anlıyor. Yapmak isteyip de yapamamanın, dilinin ucuna gelip de söyleyememenin, ince eleyip sık dokumanın zorluğunu anlıyor, yaşıyor.

Bükülen beline rağmen zorlanıyor, Yorulan bedenine rağmen ayakta kalıyor. O biliyor ki 20 yıldır halini sormasa da, derdini dinlemese de Cuma namazı için gittiği İstanbul Burhaniye’deki Hz. Ali Camii’nde başını dakikalarca omuzuna yasladığı, ne olursa olsun yine yaslayacağı dostları var. Onu karşılıksız seven dostlarının duasının gücü var.

Peki, hiç düşündünüz mü Erdoğan’dan neden devamlı kurban istiyorlar?

Yanını, önünü, arkasını, sağını solunu boşaltmak için… Yazıyorlar, yazdırıyorlar…

Daha somut konuşalım: Çözümü belli olmayan bir kelimeyi çözüm diye köşelerine taşıdılar. ‘Süleyman Soylu sorunsalı’ diye… Ne hikmetse hiçbir durakta bile beklemeyen kalemler, Dün Refahyol’da Erbakan’a istikamet verenler bugün Cumhur’da Erdoğan istikamet veriyor… Yaz diyorlar yazıyorlar, çiz diyorlar çiziyorlar…

Neymiş “Süleyman Soylu, bizden değilmiş !”

“Biz” dedikleri kim? Orası duruma göre değişiyor. Milli Görüş, Cemaat, hizmet hareketi, muhafazakâr demokrat, Altınoluk, mücadeleci, Menzilci… Kimin borsası varsa oradalar.

Aslını inkâr eden haramzadedir… Soylu, bir güne bir gün çıkıp siyasi gelecek uğruna sureti haktan göründü mü?

‘Ali Galip-Bayar, Menderes, Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu, Demirel” dedi… 28 Şubat’ta genel başkanı Tansu Çiller’i Refahyol’da Erbakan’a yol arkadaşı, dava kardeşi yapan ekibin içinde Süleyman Soylu yok muydu?

Kodamanların Boğaz’a karşı viski kadehlerini tokuştururken “Namaz kılan DYP İl Başkanımız” var diye kahkahalarını duymadınız hiç? Amcaoğlu merhum Ali Soylu vasıtası ile merhum cennetmekân Necmettin Erbakan’a ulaştırdığı stratejik bilgelerin Türkiye’nin badireden kurtulmasını sağladığını bilmediniz hiç?  Milli Gazeteyi resmi gazete ile karıştıran zevata inat ortaokul çağlarında Gazi Osman Paşa’nın dükkânlarına, atölyelerine gazete dağıttığından haberiniz olmadı hiç? Bu kadar İmam Hatip mezunu bakan, parti yönetici, belediye başkanı, milyonca dolarlık bütçeli dernekleri varken Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini binlerce İmam Hatip gençliğine anlatan tek bakanın Süleyman Soylu olduğunu fark etmediniz hiç?

 

Vatan sana canım feda diyen güvenlik güçlerinin kahpece vurulmasını önlemek, terör örgütlerinin başına gök kubbeyi yıkmayı altının çatına yazmış, “Şehadet” niyazında olan bir İçişleri Bakanı tanımadınız hiç…

Soylu ile hesap görmekse, hata bulup eleştirmekse bir kitap yazılır elbette… Ancak bugün o gün değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında, emrinde bir içişleri bakanı portresi çiziyor ki; 15 Temmuz’dan sonra militarist güç kullanarak yapılacak yeni bir kalkışmanın önünde en büyük engel olarak durdu. Durmaya devam ediyor. Türkmen Bey’i Bahçeli bu nedenle esnemeden, eğilmeden bükülmeden Süleyman Soylu’nun yanında duruyor.

Soylu’nun partide, bakanlar kurulunda yeminli muarızları olduğunu herkes biliyor. Sedat Peker’e de en çok bilgi buralardan gidiyor zaten…

Dün nasıl dedilerse “Ver Papazı, Al kozu” bugün de Erdoğan’a “Süleyman’ı ver, 2023 mührünü al” diyorlar… Yarın başka bir şey diyecekler…

Ne diyeyim: Ümmetin takozları, davanın molozları oldukça sonra ‘arkada kim var’ demenin bir anlamı var mı?

 

Yazarın Diğer Yazıları